Genel

Bir yüzük, bir alın teri eder mi?

Kendisi yoksul bir aileden geldi, yoksulluk gördü. Ama şu an kendisi sarayda, bolluk içinde; onu saraya, makamlara getiren yurttaş ise açlık, sefillik içinde... Bir yüzüğün efsanesi, bir emekçinin alın teri kadar etmez.

Tarih olarak kırılmanın eşiğindeyiz. Birazcık heves kaldıysa kursağımızda; onu da sağ olsunlar aldılar bizden.

Hayallerimiz, biraz ekmeğimiz, mutlu ve geleceğe umutla bakan düşlerimiz varsa; onu da aldılar hepimizden.

Türkiye’de yazılacak o kadar çok şey kaldı ki. Maalesef buna yazacak zaman yeter mi, orasından emin değilim. Şayet yetecek kadar yazmak, en iyisi. Oysaki toplumun söylemek istediği çok şey var. Osmanlı dönemindeki çöküşlerin ardından böylesi bir çöküşü tekrar yaşıyoruz.

Ama bazılarının hesaplarına göre, evine ekmek götüremeyen mi varmış? Var mı hakikaten evine ekmek götüremeyen?

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen gün gazetecilere şu cümleleri söyledi:

Bırakın Allah’ınızı severseniz ya… Ya böyle bir şey var mı Türkiye’de ya… Yani bugün evine ekmek götüremeyen biri var mı Türkiye’de ya… İnanıyor musunuz bunlara? Bazı şeyleri siz kendiniz çözün ya… Var mı böyle bir şey? Elhamdülillah bugün Türkiye her şeyiyle, asgari ücretiyle, maaşıyla çok çok ülkeleri geride bırakmış bir Türkiye var. Büyüme oranına bakıyorsun şu anda dünyada en iyi noktada olan bir ülkeyiz. IMF’nin, OECD’nin ölçeklerine bakıyorsun, en iyi konumda olan ülke konumundayız ama bunlar hesap kitap bilmiyorlar.”

Sözcü

Evine ekmek götürebilenler varsa; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bir yurttaş neden kendini yaksın ki? Evine ekmek götürebilen bir yurttaş, neden İşkur’un önüne iş aramaya gelirken, bir de evden hazırladığı çayı termosa koyup satmaya kalkışsın ki?

Evine ekmek götürebilenler varsa, neden saatlerce İşkur’un önünde ve şirketlerin önünde kuyrukta bekliyorlar?

Evine ekmek götürebilen işçiler varsa ve asgari ücretli çalışanlar; Avrupa’dan da en iyi durumlarsa, en iyi şartlarda yaşıyorlarsa şayet, neden hükümetin bakanları, bakan yardımcıları, vekiller asgari ücretle çalışmıyor da; ikişer, üçer maaşla çalışıyorlar?

Bir asgari ücretli 2 bin 324 lirayla geçinmekte zorlanırken; Partili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, neden maaşını 81 bin liradan 88 bin liraya çıkartan kağıda imza attı?

O imzayı atarken, o zammı yaparken hiç düşündü mü?

Evine alacağı ekmek için mesailere kalan emekçiyi düşündü mü? Günde 10, 12 saat çalışan, ter döken ve kendine, ailesine zaman harcamak için fırsat bulamayan emekçileri düşünüyor mu?

Çocuklarına biraz daha rahat imkân, biraz daha fazla giyecek, okul taksitlerini de karşılamak için annenin de çalışması gerektiğini düşündü mü?

Anne ve babanın çalışmasına rağmen, aylık gelirin çocuklara harcanan paranın yanı sıra eve, mutfağa, Pazar alış verişine yetmediğini düşündü mü?

Başını yastığa koyduğunda, bu ülkede SMA TİP hastaları bebeklerin yaşadığı acıyı hissedebildi mi? O aileler çocukları için ilaç bulamadıklarından dolayı gözlerindeki yaşlar hiç kurumuyor. Gönlü iyiliklerle dolan bazı kimselerden yardım dilenmektense, hükümetin bu imkânları sağlaması gerekmez mi?

Anneler, babalar sırf çocukları ölüme emekliyor, canları yanıyor, cihaza bağlı yaşamasınlar da, arkadaşları gibi sokakta oynasınlar diye gözyaşı döküyorlar. Reis’in bundan haberi var mı?

O 88 bin liralık maaş, ne içindi?

Neden gerek duydu?

Saray’ın elektrik faturası mı kabardı?

Saray’ın mutfak masrafları mı arttı?

Koruma araçlarının sayıları mı arttı?

Koruma sayısı mı arttı?

İşçisi, emekçisi, kadro bekleyen öğretmeni, atama bekleyenler, sağlıkçılar, taşeron işçiler, işsizler ve iş arayanlar, gelecek arayanlar… Bunlara çözüm bulundu mu ki, maaşına tek kalemde zam yapıyor Partili Cumhurbaşkanı?

Hazırlanıyorlardır şimdi asgari ücretin zammı için.

Ne olacak en fazla, tahmini olarak belirtelim; belki 2 bin 400 veya 2 bin 500 lira arası bir şey. E zaten gelen zamlarla yine işe yaramayacak! Yoksulluk sınırı 8 bine dayandı. Ortalama bir araştırma ve verilen raporlara göre bir maaş belirlenmiyor ki. Yurttaşı kendine muhtaç etmek ve bu durumdan faydalanmak adına zam yapılıyor. Bu çok açık ve net.

TÜRK-İŞ araştırmasının Eylül ayı sonuçları yayımlandı. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli, ayrıca yeterli beslenebilmesi çok önemlidir. Bu sebeple yoksulluk arttıkça, ülkedeki ölüm oran yaşı da düşüyor.

Açlık sınırı, 2 bin 447 lira 72 kuruş olarak belirlendi.

Rapora göre; gıda harcaması ile birlikte giyim, konut(kira, elektrik, su, yakıt) ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri tarzda önemli ihtiyaçların sağlanması için gerekli tutar 7 bin 973 lira 2 kuruş olarak belirlendi.

Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti ise ayda 3 bin 2 lira 55 kuruş olduğu sonuçlandı.

Bu oranlar her geçen yıl, her zamların yapıldı yılsonu toplamlarında artıyor. Çünkü asgari ücret 400 lira artsa, pazardan araçlara, halıdan beyaz eşyaya, hatta ilaçlara kadar her şeye zam geliyor. Dolar 8’i geçti; euro 10’a yaklaştı.

Türkiye’de bu oranlar artıyor; ama maaşlar aynı oranda artmıyor. Ya açlığın ve yoksulluğun altında kalıyor ya da yokuşun eşiğinde…

Kendi maaşına zam yapıp hem aylık 88 bin lira alan ve hem de emekli maaşı ayrıca alan Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu rakamları bilmiyor mu? Bilseydi ve bunları ciddiye alsaydı; bir işçinin, emekçinin çilesini iyi bilirdi. Kendisi yoksul bir aileden geldi, yoksulluk gördü. Ama şu an kendisi sarayda, bolluk içinde; onu saraya, makamlara getiren yurttaş ise açlık, sefillik içinde…

Bir yüzüğün efsanesi, bir emekçinin alın teri kadar etmez.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: