Genel

Tarikatlar kapatılmalı

Bu kadar öfkeye, kana, kine, nefrete susamış olamazdık. Bu kadar birbirimizden kaçacak veya birbirimizi dolandırıp, cebindeki parayı gasp edecek kadar, ülkedeki gazetecisini, siyasetçisini sırf ‘benden, bizden değil’ bahanesiyle hukuk dışı gözaltına almak, tutuklamayacaktık.

Türkiye, hiç düşmediği kadar bataklığa düştü, düşüyor. İlk seçim adımlarında ‘demokrasi, özgürlük’ diyenler; bugün dillerindeki demokrasiyi, özgürlüğü kan kusar gibi kusuyor. Aynı şekilde seçmenine, oy vermeyene yine ‘demokrasiyi, özgürlüğü, farklı fikri’ beyan edeni susturmaya, ortadan kaldırmaya çalışan bir yapıdan bahsediyoruz.

Derdimiz bu, evet.

 Demokrasi olmaz ise, ekonomide büyüme olmaz.

Demokrasi olmaz ise, siyasette gelişme, medyada doğruluk olmaz.

Farklı fikirlerin kabulü, farklı fikirlerin dinlenilmesi ve başvurulması gerçekleşmez ise; Türkiye’de eğitim sistemi gelişmez.

Türkiye’de 81 ilde üniversite var; ama farklı düşüncelere, eleştirilere yer yok. Üniversiteli öğrencimiz çok; ama onları işe sokacak kadar istihdam yaratamadık, yaratamıyoruz.

Yaklaşık 20 yıl önce üniversite mezunları kaygılıydı, iş imkânlarında zorluk çekiyordu; ama şimdi liseliler dahi aynı durumda. Eğitimde çelişkiler, yetersizlikler, kaygılar o kadar arttı ki; üniversite öğrencilerinin yanı sıra, bu sıralamaya liseli öğrenciler de katıldı.

Siyasette muhalif parti vekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı, iktidarın kalemine eğilmeyen siyasetçi hapsedildi. Bir halkın kendini tek ifade edebileceği yer; sandıktır. O sandıktan çıkan kararlar da kabul edilmiyor.

Seçmenlere bir aday gönderiliyor. Seçmenler de kendilerine gönderilen adayları sandıkta seçiyorlar. Sandıktan çıkan kişi, muhalefet partiden olduğu için, haliyle yeni iktidar yasasınca kabul edilmiyor. Vekilliği düşürüldüğü an, içeri atılıyor.

O zaman seçimi kaldırın, istediğinizi vali gibi, kaymakam gibi atayın. Kimse sandığa gitmesin, kimseyi umutlandırmayın. Seçileni de boş yere hapishanelerde çürütmeyin. Çünkü o siyasetçilerin de aileleri, çocukları var.

Gazeteciler, bu ülkede hiç baskıcı çemberden kurtulamadı. Geçen yıl yazmıştım. Türkiye, 2000’li yıllarındaki ‘Dünya Basın Özgürlüğü’ndeki araştırmada 90’ıncı sıradaydı. Bugün ise 180 ülkeden 154’üncü sırada yer alıyor.

Haberin artık gerçek olması önemli değil. Yandaş medya da yalan haberlerden dolayı yurttaşlardan veya diğer gazetecilerden, siyasetçilerden alınan şikâyetler dikkate alınmıyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu(RTÜK), ATV kanalına gelen 90 bin şikâyeti dikkate dahi almamış.

Ama özgür medyada, diğer muhalif görünümlü kanalların, gazetelerin, gazetecilerin yaptığı haberler; doğru olmasına rağmen habere yayım yasağı, haberi yapan gazetecilere gözaltı, tutuklama ve baskı geliyor.

Tehdit alan da var. Mesajla, telefonla…

Bu ülkede baskı çemberi daraldıkça, iktidar daha da zalimleşiyor. Kılıcını daha da biliyor, önüne çıkanın boynundan vuruyor. Bazı kişileri sadece yaralıyor ki; muhalefetin tamamen yok olmasını değil, malzemelerine ortak etmek için kullanıyor.

Türkiye’de; pozitif bilimlerin yaşadığı bir diğer baskı, hiç bitmiyor ve daha da artıyor.

Artık ülkenin yeni sesleri; tarikatlar ve cemaatler. Diyanet’in ise sarayın emirleri ile fetva vermesi; Türkiye tarihinde bir ilk olmalı. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu diyanet; bugün Atatürk’e düşmanlık eden, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’e, laiklik ilkesine karşı geliyor; bu yapılaşmaları besliyor.

Optimar diye bir araştırma şirketi var. AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir şirkettir. Kendinden öyle bahsettiriyor çünkü. Yaptığı araştırmanın detaylarını yazıyorum:

Cemaat ve Tarikatlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Toplum için zararlılar, yasaklanmalı: Yüzde 57,2

Ne faydalı ne zararlıdırlar: Yüzde 14,7

Toplum için faydalılar olması gerekiyor: Yüzde 11.6

Cevap yok, Fikri yok: Yüzde 16,5

Optimar

Türkiye’nin ilk kurulduğu Cumhuriyet dönemine dönmesine çok ihtiyacımız var. Ekonomik kazançla birlikte, insan gibi yaşamak istiyoruz. Her yurttaş da bunu istiyor. Kimsenin ‘bayrak’ ile ‘ezan’ ile derdi yok. Kendi geçiminden başka…

Ama olsun, Ayasofya’yı açtık; 1992-94 yıllarından beri ezan okunuyor orada ve her dinden mensup kişiler, ibadetini yapabiliyordu, ayrımcılık olmadan.

Ama olsun, duble yollarımız, yağ gibi giden araçlarımız var. Buna rağmen geçiş parası alıyorlar, vergi verdiğimiz halde.

Asgari ücretliden 600 lira kesinti, her aldığımız bir üründe yüzde 2 ila 8 arasında KDV, maaşın vergi dilimine girmesiyle yine bir kesinti geliyor. Bitmiyor; elektrik, su, doğalgaz faturalarına yansıtılan vergiler, üstelik kat kat artan zamlar.

Ama olsun, sarayımız var. Halkın sarayı. AKP’ye üye olana bir gün dolaşma, keyif sürme, altın varaklarda yerli ve milli ayran içme imkânı veriliyor.

Ama olsun; tüp kuyruğunda, bal, yağ, şeker kuyruğunda değiliz. Ama bunlara her geçe gün zam geliyor. Şimdi bebe maması, çocuk bezi alamaz hale geldik.

Türkiye, bu değil. Geç değil. Daha yaşanılabilir bir Türkiye mümkün.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: