Genel

Katledilen hayvanların günü

Hayvanları 'avcılık' bahanesiyle katletmek için son 16 yılda 500 bin kişiye sertifika verildi. Hayvanların özgürlüğü, 'Hayvanat bahçesi' bahanesiyle ellerinden alındı, sergiye dönüştürüldü.

Toplum olarak zarar vermeyi neden kendimize görev, zevk, keyif olarak görüyoruz?

Veya şöyle söyleyeyim; nereden geliyor silah kullanma, bir canlıyı öldürme veya onu yaralama zevki?

Biz sevmeyi, sevilmeyi, güzellikleri inşa etmeyi ne zaman, nerede, nasıl öğreneceğiz?

Silahı kaptığımız gibi dağlara çıkıyoruz, “birkaç tane keklik, geyik, tavşan, ördek ne varsa; vurayım da keyif alayım, evde pişirip yiyeyim” hevesiyle yaşıyoruz.

Lâkin; o hayvanlar, siz öldürüp, yemeniz için yaratılmadı.

Bu av geleneği, artık bir spor haline getirildi. Bir de ismine ‘Av sporu, Av turizmi’ deniyor.

Yetmiyor.

Adına silahlar, mermiler, yani fişekler üretiliyor. Hayvanları öldürmek için, özel mermi ve silah üretiliyor. Bu yeryüzünde silahlar öldürmek için üretilmiyor mu zaten?

Av tüfeği, av fişeği, domuz fişeği.

1931 yılında Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu 4 Ekim’i Dünya Hayvanları Koruma Günü ilan etti. Her yıl 4 Ekim’de etkinlikler düzenleyen bu federasyon, hayvanların öldürülmesini engellemek, tüfekle dağlara koşup, onları öldürenlere karşı bir kalkan olmaya çalışıyor.

Türkiye’de farklı alanlarda çalışmalar yürüten uzman 230 kurum, Dünya Hayvanları Koruma Günü için ortak açıklamalarda bulundu. Bu açıklamada hem hayvanların hem de insanların ortak yaşam alanı ormanların da korunmasına dikkat çekildi.

Aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın avcılığı tamamen yasaklaması için de imza kampanyası başlattılar.

Hayvanları öldürdüğümüz yetmiyor, bir de bizim de ortak alanımız olan ormanları da yakıyoruz.

Bu da mı spor?

Değil.

Bu, aslında bir turizm faaliyetidir. Orman yangınlarının çoğunun sabotaj olduğu ortaya çıkmıştı.

Orman yakma alanında o kadar ilerledik ki, otelin projesine bakıp, tam projeye göre yakıyoruz. Bu da bizi ‘Avrupa’da kıskanılacak ülke’ konumunda bir adım daha öne götürüyor.

Hatta biri Twitter’da, çimentoyu da döküp, orman yanarken bir yandan da oteli inşasının başladığını yazmıştı.

Yangını söndürdüğümüzde ortaya jakuzili, spor kompleksi olan, havuzu da ortaya katılan lüks bir otel çıktığını görüyorsunuz. Helikopterden bakıldığında ise rezervasyon yapacağınız odayı dahi yanan ormandan seçebiliyor, erkenden ucuza rezerve ediyorsunuz.

Komik.

Çok komik. Bu hallerimize gülecek duruma gelecek kadar kötü olduk.

Çünkü bunu sadece biz başarıyoruz.

Bir araya gelen 230 kurum, son 16 yıl içerisinde 500 bin kişinin avcılık sertifikası almasını da eleştirdi bu açıklamasında.

Ormanı kontrollü yakmak, hayvanları ihale yoluyla öldürmek yetmiyor; bunlara bir de teşvik için sertifika veriliyor. Bunları eğitiyoruz, hayvanları nerede, nasıl, niçin, nasıl öldürülmesi gerektiğini anlatıyor; başarılı olanların sırtını sıvazlıyoruz, bir de teşvik belgesi, yani sertifika vererek mezun ediyoruz. “Hadi, git biraz hayvan öldür,” diyebiliyoruz.

Bu aylarda, bu hayvanları öldürün, götürüp yiyin…

Size hiç silah doğrultuldu mu?

 Töre gibi?

Kan davası gibi…

İki aile, kan davası güttüğü için birbirlerine silah doğrultuyor, ‘kanımız yerde kalmasın’ bahanesi güderek aslında yeni kanı yere döküyorlar.

Can alıyor, buna da aile dayanışması, aile davası olarak görüyorlar.

Bir hayvanı öldürmek de işte böylesine spor, turizm, oyun misali bir yaşamsal zevk haline getirilmiş.

Hayvan hakları evrensel bildirgesinde bazı maddeler şunu söylüyor:

Madde 3-1. Hiçbir hayvana kötü davranılmaz, acımasızca ve zalimce işlem yapılamaz.

2. Bir hayvan öldürülmesi zorunlu olursa; bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

Madde 4-1. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel ve doğal çevrelerinde, karada, havada veya suda yaşama ve üreme hakkına sahiptir.

2. Eğitim amacı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidir bu hakka aykırıdır.

Sadece şu maddeleri açıklayayım:

Türkiye’de hayvanlar kesiliyor mu?

Evet.

Türkiye’de hayvanlar doğal yaşamların alınıp, hayvanat bahçelerinde özgürlükleri ellerinden alınıyor mu?

Evet.

Hayvana kötü davranılıyor, zalimce işkence yapılıyor mu?

Evet.

Peki, cezası var mı?

Hayır.

Türkiye’de yasalar artık işe yaramıyor. Çünkü önceki yazımda belirttiğim gibi, her şey sarayın talimatıyla yürüyor.

İnsanları koruyamayan yasalar; hayvanları hiç korumaz.

Şimdi diyeceksiniz ki, “E Turgay, pekâlâ, Kurban Bayramı’nda ne olacak?

Kısacık değineyim.

Ben, din adamı değilim. Lâkin, Hazreti İbrahim, oğlunu keserken, Cebrail A.S. da bir koç getiriyor; oğlunu kesmemesi için.

Allah aşkına, o devir yüzyıllar önceydi. Kurban kesmediğinizde dinden çıkmış, dinden atılmış olmazsınız. Dağda masum kekliğe silah doğrultmak acı veriyorsa; bir ineği, koyunu da kesmek aynı acıyı veriyor.

Bundan da vazgeçebiliriz.

Yani eğer ki Cebrail; oraya bir koç getirmeseydi, herkes oğlunu mu kesecekti, Hz. İbrahim istedi, kesti diye?

Devam mı edecekti?

4 Ekim Dünya öldürülen, katledilen, yaşamları ellerinden alınan hayvanların günü kutlu olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: