Genel

Saray ne dediyse o

Değil demokrasi, değil özgürlük; Türkiye’de artık var olan tek şey: Saray rejimi.

Bunun ötesi yok. Türkiye, bunca zorluktan sonra gelip, sarayda alınan talimatlara takıldı. Bu talimatların şiddeti öyle bir arttı ki; bu ülkede Genel Kurmay Başkanına; Milli Savunma Bakanlığı unvanı verildi ve askeri düzey dize getirildi. Sağlık Bakanını, Milli Eğitim Bakanını, Emniyet Genel Müdürlüğü ve diğer tüm bakanlıkları; iki dudağın emrine verildi.

Bu kararlar, KHK(Kanun Hükmünde Kararname) ile yaklaşık 1 milyon kişiyi işinden etti, fişlendi. Bazılarına ‘özür dileriz, yanlışlıkla oldu’ dendi ve işlerine iade edildi. Ama ne oldu, fişlendikleri için kimse yüzlerine bakmadı.

Saray’daki iki dudağın kararları, 83 milyonluk bir ülkeyi etkiliyor. Pekâlâ, karar yanlış olursa?

Hiçbir şey, karar devam eder.

Tabii ki, kararlar alınmadan önce, danışman, bakan ve diğerleri tarafından yuvarlak masada anlaşma varılıyor.

Karar çıkarılıyor, gece bilmem saat kaçta herkes uyurken devreye giriyor. Az kaldı, yakında ‘Resmî gazete’yi ortadan kaldırıp; “Bu gazetede yayımlayıp, zaman kaybediyoruz. Gazeteye yayımlanmadan direkt kanunu yürürlüğe sokalım,” diyecekler.

Çünkü güçler ayrılığı onların elinde, emniyet, asker, bakanların hepsi onların elinde; bu da şartları aslında rahatlatıyor.

Salgındaki kriz, tam da düşündüğümüz gibiydi. Önlem kararları değişti, Haziran normalleşmesi ile tüm toplu alanlar açıldı. Haziran’a dek ve hâlâ aynı devam eden gerçek vakalar gizleniyor. Haliyle de yurttaşlar rahatlamaya başladı. ‘Bitti, bitiyor’ dediler ve oteller, sahiller, alışveriş merkezleri derken her şey normal zamanlarına döndü.

Bu kriz; işte saraydan gelen talimatla başladı. Öncesinde de yazmıştım, yazıyorum. Ramazan bayramında  Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘bayramda çifte bayram’ mesajının ardından vakalar hızla düşmeye başlamıştı. İşte o an önlenemeyen kriz kapıya vurdu. Karar geri alındı mı, özür dilendi mi?

Hayır.

Tüm biliminsanlarının kararları hiçe sayıldı, tek adam rejimiyle kararlar ülkeyi krize sürükledi.

Bugün aynı Saray rejimi devam ederken, HDP(Halkların Demokratik Partisi) vekil ve üyelerini hapsettiler. 17 kişi tutuklandı. Lâkin bu tutuklamalar, baskılar yıllardır vardı. Sadece süreç içerisinde zamanları beklendi, fırsatlar kollandı.

Kars Belediyesi Başkanı Ayhan Bilgen, yıllar sonra ilk defa Karslılara bir şey göstermişti: Çalışma. Şehir için, şehir halkı için bir çalışma göstermişti.

Tele1 Muhabiri oradaydı. Kars’a gidip, yurttaşlara mikrofon uzatmıştı.

Kars’taki yurttaşlar hep aynı şeyleri söyledi: “İlk defa biri sokağa çıktı çalışıyordu. Eski belediye başkanlarını tanımam pek. Ama Ayhan Bilgen’i tanırım,” dediler.

Çünkü HDP’liydi Ayhan Bilgen ve diğerleri. Ben de geçen hafta HDP’nin son kalan Belediye Başkanı Ayhan Bilgen ile söyleşi yapmak istemiştim. Sadece düşündüm öyle, ama işte oraya gidecek ne param var ne de imkânım.

O sebeple vazgeçmiştim. Ama bir gün sonrasında haberde gözaltına alındığını duydum. Şom ağzımı açmamalıydım sanırım.

HDP, yıllardır aslında bu baskıyı görüyor demiştim. Görmeye de devam edecek. Siyasi malzeme arayan iktidar; yarın aynısını Milliyetçi Hareket Partisi(MHP)’ne de yapacak. Çünkü iktidar ne zaman birilerine muhtaç duysa, her parti ile müzakere imzalamaya çalışıyor.

HDP’yle aynı müzakereyi yaptı. İmralı’ya HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı yolladı ve bu sebeple çıkan krizde Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan Şunları söyledi:

PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim, sıkıntısı olan varsa, söylesin!” demişti. Nitekim kimse bir şey diyemedi.

Selahattin Demirtaş ise, kendisini dönemin Başbakanı Erdoğan’ın gönderdiğini de söyledi, yine de tutuklanan Demirtaş oldu; ama gönderen serbest. Çünkü bu artık siyasileşmenin ötesine geçti.

Bu artık saray için her yapan, sorgulamayan, muhalefeti dahi dize getiren bir yönetim anlayışı hakim oldu. Yurttaşlar soluk alacak bir siyasi parti, bir ayrı fikir görse, oraya tutunmaya çalışıyor; ama o da bir süre sonra saraya sığınıyor.

Farklı ve eleştirel fikirleri olanlara gözdağı veriliyor, korkutuluyor, ibreti alem olsun mesajıyla da tutuklanıyor. Bu korku sarmalı tüm ülkeyi sarmış durumda.

Kimse bir resmî kurumda itirazını dahi dile getiremiyor; ayağının takıldığı taştan özür diliyor. Hak, hukuk ve adalet; saraydaki altın varaklarda aranıyor. Oraya giden, sarayın suyunu içen artık oralı oluyor.

Bu artık sarayın bir rejimi ve ne vicdan ne demokrasi ne de insan hakları dinliyor.

Tek dinlenilen; ‘Saraydan gelen talimatlar.’

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: