Genel

YEP: Fakirden al, yandaşa ver

Türkiye, ekonomik krizi de geçti, ekonomik buhrana girdi. Bu buhran ise Türkiye’nin yüzyıllık tarihinde bir ilktir aslında.

“Olur mu kardeşim? Biz tüp kuyruğuna girdik yıllarca!”

Türkiye, bu krizi atlamadığı için, yeni bir buhranı yaşayarak; aslında bir nevi üretmemesinin de yolunu çoktan açtı. Çünkü üretemeyen bir ülke, bu krizi daha da büyük görür ve fiyatlar her geçen gün artar.

“Ne fiyatı yav? Biz peynir, ekmek, yağ kuyruğu için sabah 6’da uyanırdık kardeşim. Şükret haline!”

Ayrıca asgari ücretli de çok dertli.

Neden?

Çünkü asgari ücretlinin maaşını 4 oturumda zor karar veren ve bu zammı da sadece 200 lira gibi bir artışla veren iktidar kabinesi; bir de bundan malzeme çıkarıyor.Eskiden  asgari ücret bilmem 40 liraydı. Asgari ücret, bilmem 600 liraydı. Bakın şu an 2 bin 324 lira,” diyerek o yılların şartlarıyla bu yılların şartlarını bir tutuyorlar. Ekonominin aksine büyüdüğünü söylüyorlar.

“Kardeşim haline şükret. Bak kuyruğa girmiyoruz artık. Siz de çok harcamayın paranızı o zaman. Lüks şeyler almayın. İdareli kullanın azıcık paranızı.

Bakan bakmayacak da kim bakacak?

Maliyeden, ekonomiden, devlet kasasından, hazineden, paradan, puldan sorumlu bakan ve aynı zamanda damat Berat Albayrak; geçen gün ‘Yeni Ekonomi Programı’ adı altında bir paket açıkladı. Damat beyin şu sözleri çok anlamlıydı:

Döviz kuru benim için hiç önemli değil. Hiç işin o tarafına bakmıyorum. Sanayi sağlam, üretim tarafı sağlam. Kur meselesinden en kârlı çıkan biz olacağız, çünkü artık kurun kontrolü bizim elimizde.

Bence haklı.

Bakan Berat Albayrak’ın artık sanayi ve üretime bakmasına gerek kalmadı. Orası nasılsa Tanrı’ya emanet. Çünkü Berat Albayrak, üretimi de, sanayiyi de ele almış, ‘asayiş Berkemal’ diyor âdeta.

Sanayi iyi işliyor. Geçenlerde yıllardır faaliyette olan fabrikaların birçoğunu yeniden açtıklarında bunu daha iyi anlamıştık. Bu da sanayiyi iyice ele aldıklarını gösteriyor. Yerleşim yeri olmayan bir bölgeye cami yapan hükümet; elbette faaliyetteki fabrikaları da yeniymiş gibi tekrar açar.

Üretim ise, iyi durumda; çünkü dünya ülkelerinin ekonomisi çöktü, işsizlik arttı, üretimleri battı, para birimleri bütün dünyada değer kaybetti; sadece biz iyiyiz. Bu gidişle Avrupa bizim paramızla işlem yapmak zorunda kalacak görürsünüz. Hatta Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK), kendinden o kadar emin ki, saraydan gelen talimatla işsizliği, güven endeksini bir anda iyi bir seviyeye çekti.

Merkez Bankası’nın faiz artırmasıyla, faiz düşürmesiyle doların azalmasını düşündüler. Yetmedi, dolar yine yükseliyor. Doları da faizlerle korkutmaya çalışıyorlar. ‘Sanayi’yi ve ‘üretim’i kontrol altına aldıkları gibi.

Dolardan bize ne kardeşim? Dolarla mı iş yapıyoruz. Bakan da dedi, ‘dolarla mı maaş alıyorsunuz?’ Adam haklı.”

Euro ise 9 lirayı buldu, geçiyor. Dolar ve euro 10 lira da olsa; ekonomi uçuyor diyecekler. Dolarla işimiz yokmuş gibi davranıyoruz; ama tohumu, ham maddeyi, doğalgazı, arabayı, telefonu, bilgisayarı, tarlada kullandığımız malzemeleri… her şeyi dolar üzerinden alıyoruz. Çünkü bunları biz üretemiyoruz, üreten ülke olmaktan çıktık tamamıyla.

Sorun bu ekonomideki çöküş, gözle görünür cinsten olmasına rağmen; sayısal sahte verilerle yurttaşın gözünü boyamaya çalışıyorlar. Hâlâ buna inanan var çünkü.

Esnaf dükkan kapatıyor, öğrenciler meslek ve eğitim konusunda kaygılı, yatırımcı da önünü göremiyor ve kaygı içinde; ki yandaş bir İşinsanı olursanız, size de ‘asayiş Berkemal’ olacaktır. Yandaş sırtını koltuğa dayayıp; ‘her şey kontrolüm altında‘ diyebiliyor. İşini helal kazançla yürütmeye çalışanlar ise; aynı rahatlığı bulamıyor ve kısa sürede kepenk indiriyor.

Fabrikalar var; ama dışarıya yeterince ihraç yok. Dolar borcunu da Türk Lirası ile ödeyemeyeceğimiz için; haliyle dışarıya ihraç edilecek malın bize dolar ile dönüş sağlaması lazım.

Bizim borçlarımız yok ki kardeşim. İmefe midir emefe midir nedir, yok ki öyle bir borcumuz?

Dönemin AKP hükümeti ekonomi bakanı Ali Babacan, geçen ay bir açıklama yapmıştı: “Türkiye tam 19 yıldan sonra ilk defa 14 Mayıs 2013 tarihinde, son taksitini ödeyerek IMF’ye olan borcunu sıfırladı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın tespitine katılıyorum. Ekonomi yönetimini teslim ettiğimde Türkiye, IMF’ye borç verebilecek güçteydi. Fakat bugün maalesef IBAN verip halktan yardım isteyen bir yönetim var.

IBAN’lı Türkiye’de, IMF ile olan borç çıkışımız artık sona erdi. Mayıs 2013 yılından beri IMF’ye borç ödemiyoruz. Peki, kimden alıyorlar parayı?

Tabii ki yurttaşın cebinden alıyorlar. Seve seve alıyorlar; sonra Arap ülkelerine, diyanete, yandaşa aktarıyorlar.

Yani fakirden alıp; zengine veriyorlar. Diyanet’e harcanan 11,5 milyarlık bütçe; NASA’yı geçti. Diyanet’e ve uzantılı cemaatlere harcanan paraları; yurttaşın eğitimine, sağlığına, altyapısına harcarlar ise; işte o zaman kıslanılan ülke konumuna girebiliriz.

Maalesef yandaş İş insanlarının vergilerini sıfırlayıp yurttaşa IBAN verdiler, telefonlarına bağış kampanyalı mesajlar yolladılar. Ve aynı kampanyalar hâlâ devam ediyor.

Bu da Yeni Türkiye’nin yeni ekonomik paketi… Fakirden al, yandaşa ver.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: