Genel

Ekrandaki savaş tüccarlığı

Dışarıda savaş varken, insanlar ölüyorken; ekranda pis pis sırıtıp, savaşı, çatışmayı onaylamak; insanlığın neresinde var?

Her Pazar, benim şöyle bir tembellik yapma günümdür. Hafta içi siyasi haberler, yazılar kovalarken; hafta sonu da siyasiden uzak edebi yazılar, yapabilirsem bir de söyleşi hazırlıyorum. Bu sebeple de zihnimi yormamaya çalışıp, özenle ve keyifle çalışmış oluyorum.

Çalışmak da demiyorum pek buna, çünkü bu benim yaşam biçimim; şimdilik tabii ki. Para kazanamıyorum çünkü bunlarda…

Geçen Cumartesi günü LGBT bireylerinden iki kişiyle güzel bir söyleşi yaptıktan sonra, o söyleşimi de Pazar gününe yetiştirmeye çalıştım. Pazar günü de tembellik yapma günüm olduğu için tiyatro, tolgshow, Sherlock Holmes dizileri ile geçirdim günümü. Her ne kadar dayanamasam da yazısız, habersiz, kitapsız kalmaya; azıcık zorladım kendimi…

Asıl kriz, Türkiye’de veya dünyada çıkan savaş, saldırı, işgal, bataklık gibi olumsuz çağrışım yapılan durumlardan malzeme çıkarmaktır. Nitekim Türkiye’de bu çok oluyor. Hatta Türkiye, bu krizlerden en iyi malzeme çıkaran ülkelerden. Seçmeni buna alıştırdılar çünkü. Ayrıca bu da Türkiye’deki seçmenin zayıf noktası: ‘Din ve Milliyetçilik.’

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışma; bazı kesimler için bir savaş çığırtkanlığına sebebiyet verse de, çok az bir kesim bu savaşın durması, işgalin son bulmasını istiyor. Asıl olması gereken de, savaşların hiç olmaması. Ama ‘silah tüccarları nasıl kazanacak?‘ değil mi? İşte bunu düşünmek de vahim. Lâkin, insanların, hayvanların ölmesi daha mı iyi? Bu taraftan neden bakmıyoruz?

Öyle bir hal aldı ki; sivillerin ölmesi, can çekişmesi ve bu saldırıları bir siyasi malzeme haline getirilmesinden zevk alıyorlar. Bu kan ve öfke sevgisinin sebebini, şuna bağlıyorum.

İktidarın savaştan beslendiği ve bu malzemeyle de muhalefeti de kendi safına çekmesi her zaman olası bir ihtimal.

Yeni Kapı, Ayasofya bunlardan en net örnekleridir. Bir şekilde aynı safta birleşen muhalefet; aslında bu adımla güç kaybediyor, güven kaybediyor. Tabii bunun farkındalar; ama verilen mesaj daha önemli onlar için: ‘Milli ve dini birliktelik.’

Bugün yine aynı adımla, kendi itibarını, seçmenin güvenini yok etti koca muhalefet. Muhalefetin kocalığı kaldı mı, orası ayrı konu…

İktidar ise, kendisi yine ‘birleştirici güç’ konumuna girerek seçimlere bir primle girme planını devreye sokmuş oldu. Çünkü artık seçmenlerini tanıyor iktidar cephesi. Tek istediği ‘milli ve dini’ duyguları körüklemek, bunlarla seçimlere girmek. Lâkin önceki seçimlerden çıkardığı ders de şuydu: “Millet bu gazı çabuk kaybediyor.

O halde ne yapması gerekiyor?

Elbette tekrarlanan ‘milli ve dini duygu körüklemesi’dir.

 Bunu sürekli tekrarladığında, seçimlere artan oyla girdiğini düşünüyor iktidar cephesi.

Bunlar sadece düşünce, pekâlâ gerçekte olan nedir?

Bir insan, tekrarlanan hataları görmezden gelemez. Bu bir rejim değişikliği, bunu herkes biliyor/görüyor. Bu bir korku sarmalı ve korku çemberi baskısı, bunu da herkes hissediyor. Cebindeki parayla, evindeki aşıyla, çocuğundaki bezi ve mamasıyla hissediyor.

Yurttaşlar, iktidarın baskılarını da, yapmaya çalıştıklarını da biliyor. Ve iktidar, düştükçe, kan kaybettikçe daha da zalimleşiyor.

Dün aylar sonra ilk defa bir havuz medyasının programını izlemek istedim. Bakalım ne diyecekler diye de izlediğim Sherlock Holmes dizisine ara verdim. Bilgisayarımdan ‘Haber Global‘ kanalını açtım ve birkaç dakika geçmeden şu sözleri duydum:

Diğer ülkelerden gelen kaygılıyız, taraflara itidal çağrısında bulunuyoruz vesaire filan; tam da şimdi… Biz çok kızıyoruz ya böyle şeylere? Hayır, tam şimdi sırası, böyle yapsınlar. Tam istediğimiz şeybu. Çünkü bunun içi boş. Boş olduğu sürece de diledikleri kadar bizi, Azerbaycan’ı şeye davet etsinler; itidalli olmaya, işte masaya oturmaya… Ben onların hepsini şöyle okuyorum: Aman devam edin işinize diyorum. Bunların yarısı kof, öbür yarısı da zaman geçsin; hani zaman kullanılsın. Kendi kafalarında ne zaman var onu bilmiyorum. Şu çatışma meselesi zaten biraz…(dedi ve 4 saniye bekledi) çok da şey yapmayalım; ama hani iyi oldu ya sonuçta,” dedi pis pis sırıtmaya başladı.

Dış Politika yazarı: Nedret Ersanel
Cep telefonumdan çektiğim görüntü: Haber Global kanalı yayını

Bir televizyon programında, milyonların karşısına geçip, savaşın, ölümlerin, çatışmanın iyi olduğunu, çatışmanın devam edilmesini nasıl olur da bu kadar rahat söyleyebiliyorsunuz?

Pekâlâ, Halk Tv’ye ‘Atatürk İlkelerine aykırı yayınbahanesiyle ceza karartan, Tele1’e ceza kesen Radyo ve Televizyon Üst Kurulu(RTÜK), bu sözlerden dolayı Haber Global Kanalına ve bu sözleri sarf eden Nedret Ersanel‘e ceza kesilecek mi?

Elbette hayır.

Buna benzer kin, nefret, öfke gibi sözler sarf edenler, ölüm listesi hazırlayanlar; ceza almadı.

Atv kanalı, yılın ilk altı ayında 90 bin şikâyeti RTÜK görmezden geldi. Eminin bunu da görmezden geleceklerdir.

Savaş, toplumun yapılarını bozduğu gibi; asıl amaçlanan da siyasi liderlerin egolarının sebebiyle çıkar. Ayrıca silah tüccarları, elindeki silahları satabilmek adına da başlar bu savaşlar.

Bir savaş çıkartmak, o kadar da zor değildir. Sadece bunu yapabilecek kişiler seçilir.

Savaşa sonsuza dek; HAYIR.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: