Genel

İktidarın resmî dili

Toplumun üzerinde artık sürekli artan bir baskı var. Rejimsel bir baskı diyebiliriz buna. Yıllarca süregelen bu baskıların artması; aslında iktidarın güçlü bir rakibe denk gelememesinden kaynaklıdır.

18 yıllık iktidar, bu baskı rejimini kurarken attığı adımlarda sürekli başarıyı yakaladı. Bir anda başlayan bir baskı değil bu; ortaya atılan bazı yaptırımlardan başarılı çıktığı için adım adım güçlenerek bu seviyeye erişti.

Dün Cuma namazı sonrasında Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birlik mesajları verdi. Ki sürekli kürsüde ‘birlik, dayanışma’ mesajları veriyor. Geçen yıl kaybettikleri seçimde de ‘kızgın demiri soğutma’ diyerek artık rejim baskılarına, kürsüdeki tehditlere son vereceğine yönelik konuşuyordu. Ama ne mümkün! Alışmış bir kere tehdit, baskı, sindirme politikası gütmeye. Hepsi iktidar cephesinin kendi resmî olmayan dili haline geldi.

Yumuşak ve yapıcı dili konuşmasını bilmeyen iktidar, aslında ‘herkes bu dilden anlıyor, anlamalı’ demeye getiriyor. Bu da iktidarın yeni resmî haline geldi.

Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, öncelikle ‘Anayasa’nızı tanımıyorum’ diyerek; Anayasa’yı yok saydı. Kürsüde iş insanlarına ‘haddinizi bilin’ diyerek de bazı zengin ve cepleri kalın olanlara ayar çekmişti.

Gazetecilere yıllar önce ‘batsın sizin gazeteciliğiniz’ diyen AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan; medya baskı rejimine yeni bir kapı aralamıştı.

Bu kapıdan kimleri içeri aldı?

Baskı rejimi kapısından kimler geçmedi ki?

Gazetecileri aldı o kapıdan, muhalif kimliğe bürünmüş politikacıları, haklarını arayan ‘barış akademisyenlerini,’ KHK ile haksız ihraç edilenleri, Baroları, Çorlu tren katliamında hayatını kaybeden aileleri, Türk Tabipleri Birliği’ni, birçok iktidar cephesine karşı duranları… Hemen hemen herkesi.

O kapıdan sürekli birileri geçiyor, birileri o baskı rejimi odasında kara listeye alınıyor. Kara listedeki kişileri sürekli eski yazdıklarıyla, uğradıkları sokakları veya mahalleleri bahane ederek gözaltına alıyor, tutuklama kararı çıkarıyor ve ayrıca kamuoyuna bir gözdağı vermeye çalışıyor aslında.

Sokağa çıkıp, tepki gösterenlerin sayısı bu sebeplerle her geçen yıl azalıyor. Çünkü bu gözdağları; iktidar cephesinden her defasında daha da sert gelmeye başladı. Berkin Elvan’ın ailesi yuhalatıldı bu ülkede. Şehit babaya hakaret edildi, bu ülkede. Üniversite öğrencilerine de aynı hakaretler edildi, bu ülkede… Eleştirmek, hakkını aramak, sokakta pankartla yürümek, sıradan yürüyüş yapmak mümkün mü?

Bir grup halinde sessiz sedasız yürüyün; çevik kuvvet, özel harekât, helikopter, TOMA anında dibinizde biter. Haklı olsanız dahi…

Ayrıca her geçen yıl, “Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret” sebebiyle açılan davalar, bu yıla oranla ikiye katlandı. Türkiye’deki savcı ve hâkimler; bütün günlerini ‘Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘hakaret‘ davaları için çalışıyor, sadece ‘hakaret’ davalarına bakıyor.

Başkalarının davaları da günlerce, aylarca, yıllarca askıda kalıyor.

Çorlu Tren katliamında hayatını kaybedenlerin aileleri; bakınız yıllardır hâlâ bu rayların kontrol edilmemesi, bakımlarının aksatılması sebebiyle orada can verenler için sorumlulara karşı açtıkları davaların sonuçlarını bekliyorlar. Mahkeme yıllardır oyalıyor, yetmiyor bir de bu sorumluları bulmak, davaların peşinden gitmek için uğraşan aileleri, anneleri dava ediyorlar. Zaten amaç da bu değil mi? Aileleri susturmak için, bir açık kovalıyorlar; aslında o açığı tren raylarının neden boşaldığını aramak yerine…

İki annenin canı yanmış. Biri, biricik oğlunu ve eşini kaybetmiş; diğeri ise kızını kaybetmiş. Başka aileler de aynı şekilde yürekleri yanıyor; ama davalar hâlâ sonuçsuz ve erteleniyor. Partili Cumhurbaşkanını eleştirenlere ‘hakaret’ davası açılıyor; sahte hesaptan tweet atanlar dahi bulunuyor, evinden alınıp tutuklatılıyor.

Mahkemeler artık yurttaşın işlerine, hukuk ve adalet aramak için çalışmıyor. Tayyip Erdoğan’ın davaları kontrol ediliyor.

Türkiye’nin bir Cumhuriyet savcısı, düğününü yaptıktan sonra Partili Cumhurbaşkanının makamına gidip, el öpme, gelini tanıştırma havasına giriyorsa; bunu da fotoğraflayıp kamuoyuna sunuyorlarsa, ‘adalet de biziz, hukuk da biziz’ demelerinin kanıtıdır.

Bir ülkede adalet ve hukuk yoksa yurttaşlar kendi adaletini inşa eder.

Daha balayını tam yapamayan o savcı, Halkların Demokratik Partisi(HDP) seçilmişlerini hemen gözaltına aldırıyor, bir kez daha rejim baskısını hatırlattırıyor. Çünkü kimsenin iktidar ve cephesinin dışında, izinsiz hareket etmesini, adım atmasını istemiyorlar.

Yurttaşlar aç olduğunun da farkında, geçinemediğinin de farkında. Sadece alışverişe giderken dahi günlerce düşünüyor ve zorlandığını hissediyor. Onlara sadece dolar, euro istatistiklerini anlatmaya gerek yok. Bir asgari ücretlinin aldığı maaş da belli, eve aldığı ekmeğin, domatesin, biberin, patatesin fiyatı da bellidir.

Bebeğine alacağı bezi de, mamayı da hesaplarken kendi boğazından kesen anne ve baba var bu ülkede…

Türkiye’deki iktidar; rejim baskı odasını büyüterek, her geçen gün konuştuğu dili gösteriyor. O dilden akan zehri; herkese kabullendirmek istiyor. Bu da AKP’nin resmî dili aslında…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: