Genel

Talimatlar ülkesi

Türkiye’nin kabine sistemi, artık kendi bağımsız ve özgün fikirlerini verebilecek bir yapıda değil. Çünkü her bakan ve AKP milletvekili, ‘Cumhurbaşkanımızın talimatıyla’ diye söze başlıyor. Aldıkları eğitim, unvan, profesyonel bakış açıları, –ki bu saydıklarım varsa,- hepsini geri plana itip; üniversite diploması olmayan, İmam hatip mezunu bir kişinin kararını bekliyorlar. Ülke yangın yeri, Türk Lirası(TL) değer kaybediyor; eğitim bitmiş durumda, ama hâlâ talimatsız karar alamıyorlar.

Çünkü kabine bakanları, ‘Cumhurbaşkanımızın talimatıyla’ dediklerinde; muhalefetin eleştirel, kabul etmez, sorgulayıcı yaklaşımlarını uzaklaştırmak olarak görüyorum.Karar büyük yerden, bizimle alakası yok, hata varsa bizden değildir,” demeye getirmeleri gibi… Ama verilen kararda açıklama yapan bakan veya vekil ‘olumsuz eleştiriler, twitterda tepkiler’ aldığında bu defa kendini korumaya alıyor. Haliyle istifa hiç akıllarından geçmiyor.

İstifa etse ne değişecek? Hiçbir şey. Yerine aynı liyakatsiz biri gelecektir.

Nitekim ilk sokağa çıkma kararını veren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yine “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla” diyerekten bu kararı almıştı. Cuma gecesi saat 10’da karar verip, hafta sonu gece 12’den sonra devreye gireceği söylenen bir karardı. Yani, ‘iki saat sonra iki gün boyunca sokağa çıkmak yasak‘ deniliyordu.

Daha sonraki çıkan yoğunluk, alışveriş merkezindeki krizlerin önüne geçmek için hatayı kendinde buldu, –ki tepki almıştı-, istifa etme kararı vermişti Bakan Soylu.

Devam eden süreçte istifası kabul edilmemiş; Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı Soylu’nun görevine iadesi ‘talimatı‘ vermişti. Soylu ise görevine döndü. Bu da Twitter gündeminde belirlendi, tıpkı ceza alması gereken kişilerin salıverildiği ve Twitter gündeminde yakalandığı gibi.

Ha Cumhurbaşkanı diyorsa, o halde tamam” demeye getirtmek gibi.

Türkiye’de dolar yükselişi kime yarıyor?

Yurtdışında dolarla iş yapanlar, maaşı asgari ücretin 3 katı veya en az iki katı fazla olanlar, alım gücünde zorluk çekmeyenler anlamaz, anlamak istemez ülkedeki ekonomik çöküşü. Ayrıca eleştirel bakmayan da, ekonomideki iktisadi yaklaşımda bulunmayanlar da anlamaz.

Yıllar önce ilk 200 lira tedavüle girdiğinde, dolar 1,54 liraydı. Bugün dolar 7,64’e dayandı ve yükseliyor. Euro ise o dönemde 1,70 TL küsur oranındaydı. Bugün ise euro 8,99 oldu. En yüksek oran ise 9 idi.

Dolar ve euronun artışı, dönemin bakanları için tehlikeli değil de; sıradan bir şeymiş gibi gösteriliyordu. Hâlâ da öyle aslında. Çünkü ekonominin çökmesinden o kadar farkındalar ki, kendileri dahi söyledikleri vaatlere, ‘Şubat, Ocak’tan daha iyi olacak, Mart, Şubat’tan daha iyi olacak; Nisan ise Mart’tan daha iyi olacak’ polemiği içindeler. Yıllarca süregelen bir gelenek gibi, bir palavra oyunu gibi…

Dönemin Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek, dolar 4,75’in üzerine, euro ise 5,50’ye çıktığında şu açıklamayı yapmıştı:

Küresel bir dalga! Ülkemize özgü değil. Korumacılık (ticaret savaşları) endişesi etkili. Örneğin, G Afrika para birimi Rand %1.6 aşağıda. Çin borsası ~%5 düştü. Avrupa borsaları düşüşte. Merkez Bankası gerekli adımları attı. Seçim belirsizliği azaltacak. Tedbir aldık, alıyoruz.” (2009)

Yine dönemin ekonomi bakanı Zafer Çağlayan,

Biz 1 dolar 46 sentlik geçen yılki bir ihracat ortalama kilogram fiyatıyla 2023’te 500 milyar dolar hedefini yakalayamayız. Çünkü 90 milyon ton ürün ihracatı var toplam imalat sektöründe ve biz mutlak surette Türkiye olarak mutlaka ihracat kilogram fiyatını 3 dolar üzerine çıkartmak zorundayız. 3 doların üzerine çıkartacağız ki 500 milyar dolar hedefi çok daha sağlıklı bir şekilde yakalayalım,” demişti. (2012)

Ve bir diğer dönemin ekonomi bakanı Nihat Zeybekçi,

Bu dönemde dövizle ilgili piyasanın kendi dengesini bulacağına kesinlikle inanıyorum, dengesini kuracaktır. Türk lirası dolar karşısında avrodan, Japon yeninden, İsviçre frankından, İngiliz sterlininden daha fazla değer kaybetti,” demişti. (2017)

Ve yine dönemin Hazine ve Maliye bakanı, yani ekonomi bakanı Damat Berat Albayrak, doların 7 lirayı geçmesine ilişkin, sürekli umut veren bir ekonomi yükselişten bahsederken, CNN Türk kanalında Ahmet Hakan’ın sunduğu ‘Tarafsız Bölge’ programında, “Dolarla mı maaş alıyorsunuz? Dolarla ne işiniz olur?” gibi bir soru yaklaşımında bulunmuştu.

Her gelen ekonomi bakanı, olayın farkında aslında; ama ‘Cumhurbaşkanı talimatıyla’ jargonu sebebiyle, ‘iyiyiz, çok iyiyiz, daha da iyi olacak’ mesajları tekrarlanıyor. Var olan çöküş, gerçek veriler, alınması gereken tedbirleri de beraberinde getireceği için gizleniyor.

Pandemi bundan farksız mı?

Bakınız tablolar gerçekleri yansıtmadığı için, aylarca ‘iyiyiz, güzelleşiyoruz, diğer ülkelerde bir günde bin kişi ölürken, bizim ülkemizde 100 kişi dahi ölmüyor,” denilmeye getiriliyor.

Havuz medyası sürekli diğer ülkedeki ölümleri veriyor, vakaları inceliyor. Onları haberleştirirken; Türkiye’deki doktorlara mailler atılıp, bilgilerin gizlenmesi gerektiği talimatları veriliyordu. Nitekim bu da gündeme oturan bir haber oldu.

Bunun için sağlık çalışanları gündeme getirildi, her akşam belirli saatlerde balkonda sağlıkçıları alkışladık; ama onları şiddetten yine koruyamadık. Dün ölümden döndüler. Ankara Keçiören’de bir grup sağlık çalışanı, hastanede kendilerini bir yerde korumaya almışlardı. Polis, asker, bekçi neredeydi? Bakanlar, İçişleri bakanı neredeydi? Sağlıkçıları balkonda alkışlamak yeter mi? Onların bu süreçte neler yaşadıkları, ne halde olduklarını soran olmadı mı?

Onları da kaderlerine terk ettik. Çünkü Türk Tabipleri Birliği‘ne; yanaşmalı parti MHP’nin Lideri Devlet Bahçeli,Kapatın,” demişti. Direkt hedef göstermişti. Sağlıkçılar ölüyordu, yeterli imkânlara sahip değillerdi, ekonomik ve çalışma şartları onları zorluyordu, yetkililer ise sessizdi.

Diğer ülkenin ekonomisi iyiyken, alımları güçlüyken, yatırımları, planları geleceğe ışık tutarken; buradaki esnaf, aile geçimini sağlamaya çalışan aile zor durumda. Avrupa artık geçim sorununu aşmış; elindeki sermayeyle üretimde, yeniliklerde, çağ açıp, çağ kapatma planlarında; biz ise ‘pazarda hangi meyveyi alalım‘ hesabındayız.

Daha açık örnek verelim.

Avrupa’daki bir asgari ücretli, bir aylık maaşıyla Türkiye’de haftalarca Bodrumda, Antalya’da, Marmaris’te tatil yapabilirken; Türkiye’deki bir asgari ücretli, aldığı maaşıyla geçinmek zorunda kalıyor. Geçinemiyor.

Eğitim bakanları da aynı, tıpkı ekonomi bakanları gibi…

Her gelen Eğitim Bakanı, “Bu sistem çok kötü, değiştiriyoruz,” dedi. Gelen bakanlar, eğitim sistemini değiştirdi; lâkin yerine hangi sistemin geleceğini, nasıl olacağını, öğrencilerin bu konudaki fikirleri nelerdir diye sormadılar. Çünkü ‘Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız talimatıyla’ jargonu onların da dillerindeydi.

Talimat, ‘sistemi kaldırın’ idi; ama yerine ne geleceği talimatı belirsizdi.

Bugün de öyle, talimat bekleniyor, talimatlar ülkesi haline gelmiş durumdayız.

Dolar ve euro yükseliyor, sağlık çalışanları ölüyor, pandemi tekrar artışta; yeni talimat bekleniyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: