Genel

Cemal Süreyya’dan Zuhal’e mektup

Âşık Cemal Süreyya, hastanedeki eşi için günlerce mektup yazıyor. Eşi Zuhal ise bu mektupları yayınevine getiriyor, kitaplaştırıyor. Bu kitaba bir de isim veriyor.

Kitaba ara verdim, çayımı yanıma koydum ve bir komşudan gelen aşureyi kaşıklıyorum. Bilgisayarımı da açıp, pazar günü için bir edebi yazısı hazırlamaya koyuldum.

***

Aşurenin görüntüsü iyiydi. Üzerindeki tarçın iyi serpiştirilmiş. İstediğim gibi. Çünkü tozundan çalınmamış. Lâkin aşurenin kaynama süresinden çalınmış galiba. Her kaşığı ağzıma götürdüğümde, sanki bir tür lastik parçalarını çiğniyor gibiydim. Bizimkiler daha iyi yapıyor aşureyi.

Malzemeleri 10-15 dakika daha kaynatabilseler, lastik parçaları yerine, pamuk çiğner gibi hissettirebilirdi.

Cemal Süreyya(Cemalettin Seber), ilk eşi Seniha Hanım’dan ayrılmış ve Ayçe adında bir de kızları vardır. 1967’nin ilkbaharında İstanbul’da, Beyoğlu’nda, Çiçek Pasajı’nda, Türk Edebiyatçılar Birliği Lokali’nde açılış törenince önemli konukların içinde Cemal Süreyya ve Zuhal Tekkanat da vardır.

**

Mektupları yayınevindeki arkadaşına götüren ve olayı anlatan Zuhal Tekkanat(Zuhal Seber), o törendeki kalabalıkta Cemal Süreyya’nın kendisine yaklaşıp, evlenme teklifi ettiğini ve zamanla gerçekleşen yakınlaşmalarla yıldırım nikâhı kıydıklarını ifade etmişti. Zuhal Tekkanat’ın da ikinci evliliğiydi. İlk evliliğinde ‘İçsel‘ adında bir de kızı vardı Zuhal’in.

***

Cemal-Zuhal evliliğinde Memo Emrah adında bir erkek evlat dünyaya geliyor. Cemal Süreyya mektuplarında oğlunun ismini doğmadan belirtiyor. Sürekli ‘Memo’ deyişi de bundan.

Zuhal Seber ise gerçek isminin yanı sıra, Elif Sorgun ismiyle şiirler yazıyordu.

**

Zuhal Seber, üç yıl sonra ağır bir ameliyat geçirmesi gerektiği için; hastaneye yatar. Cemal Süreyya ise İstanbul’a gelir ve Kadıköy’de Mühürdar’da bulunan evlerinde oğlu Memo ile kalır.

Ağır bir felçle sonuçlanması beklenen hastalığı yenen ve hastaneden iyileşerek çıkan Zuhal Seber, Cemal Süreyya’nın her köşede eşine olan hasretini kaleme aldığı mektupları toplar ve yayınevindeki tanıdığı arkadaşına teslim eder.

***

Cemal Süreyya, 1972 yılının Temmuz ayında 41 yaşındayken bu mektupları kaleme alıyor. Şiirleriyle birçok âşığı ve aşk acısı çekenlerin yüreğine dokunuyor. Herkese örnek olabilecek bir âşıktır kendisi. Cemal Süreyya’nın eşi Zuhal Tekkanat ise, Cemal Süreyya’nın kendisi için yazdığı mektupları toplayıp, yayın evindeki arkadaşına getirir. Mektupları inceleyenler, mektupları öncelikle basmakta tereddüt etse de, tüm mektupları okuduktan sonra, bunun iyi bir fikir olduğunu düşünürler.

***

Geçenlerde bir kitabevine gittiğimde, bu kitaba denk geldim. İlk alıp incelediğimde, satın almadım. Birkaç gün sonra aynı kitabevine uğradığımda, bu defa o kitabı almadan çıkmak istemedim. İlk girdiğimde, kitabı satın alamadım, çünkü kitapevindeki fiyatı ile internetteki fiyatı arasında fark vardı. Daha sonraki gelişimde, beklemek yerine kitabı almayı seçtim. Çünkü kitap beni etkilemişti.

Şair Cemal Süreyya, hastanede yatan eşi Zuhal için bazı mektuplar yazıyor. Bu mektupların orijinalini de Zuhal Seber’den alan Can yayınevi, bu mektupları bir kitap haline getiriyor. Zuhal Seber ise, bu kitaba ‘On üç günün mektupları adını veriyor.

***

Ben, 13 mektubu da burada yazmayacağım. Sadece birini paylaşacağım. İlk mektubunu… Diğer mektupları paylaşma yetkim olmadığı gibi, kitabı çok severek de almıştım.

Bu kitapta 1967 ve 78 yıllarına ait mektuplar var. Her güne bir mektup gibi yazılan bu mektuplar; okurken duygusal bir bağ da kuruyor içimizde. Bazen aynı günde birkaç mektup da yazıyor Cemal Süreyya. Sevdiği kadın için aynı gün birden fazla mektup yazan kaç erkek var?

Ben, mektup yazmayı çok sevdiğim için; bir insanın yüreğine dokunmayı da severim. Lâkin o kişi, buna değmeli. Çoğu kişi buna değmese de, hiçbir zaman ümidimi de yok etmedim. Herhangi bir kadın, verdiğim veya vereceğim değeri, emeği hak etmiyorsa; bundan diğer kadınların suçu ne? Yıllar önce siyasi bir tutukluyla mektup arkadaşı olmuştum. Sonra mektuplar kesilmişti.

İlk mektubunu, 12 Temmuz 1972 yılında ilk evlerinin altındaki kahvehanesinde yazan şair Süreyya; satırlarına şu şekilde başlıyor:

Zuhal’im, hayat.

Hayatımsın.

Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: Benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavak kızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum. Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanı başımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi.

Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçsüz, gözüz biz.” Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir-iki at da seni benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde.

Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo’yla birlikte(Cemal-Zuhal çiftinin oğulları), ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.

Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşçül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamur. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.

Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin…

Memo okuldan gönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?

Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilere; bir Fransız filmi; adı ‘Je sus un sentimental.’ O filmdeki adam gibi miyim nedir?

Öfkem belli olur, coşkun ortaya çıkar da sevindim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.

Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olmaza. Sev beni.

Yaşayacağız.

Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.

Aşk büyüdü, aşk!

Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.

Yüzüğünden öperim. Bundan sonra her şey daha güzel daha iyi olacak, inan buna. Güçlü olacağız her zamankinden. Efendice, dürüst, vakur yaşayacağız bu dünyada. Şimdiye kadarki gibi. Kimin malında gözümüz olmuş, kimin karısına, kızına göz değdirmişiz. Kime kıl kadar kötülüğümüz olmuş.

Anılar: Şu ağaçlıkların ardındaki binada evlendik. Şen şurada bir otobüse binip Hendek’e gittiydin, Nihal’le(Zuhal Tekkanat’ın kız kardeşi. Yazar Mehmet Şeyda’nın eşi) falan. Kemal Tarihlere gitmiştik, Ülkü Tamerler ve Buyrukçu’yla düğün eylemiştik. Avşa’ya giderken kendi için kaygılanmıştık, çavuş; Çavuş I; sonra tuhaf bir şekilde Memo’Yu andıran başka bir kedi geldiydi eve. Neydi adı onun?

Çavuş I duvara, hayır perdeye siğdiydi. Çavuş II ise öyle şeyler yapmadı. İyi insanlardık. Ay sonlarında cebimizde para kalmıyordu. Sana mavi, ak çizgili bir süveter aldıydık. Sen bana lacivert bir pantolon diktiydin. Kıyamıyorum şimdi onu giymeye, eskimesinden korkuyorum.  O zamanlar bu et tanzim yeri yoktu.

Seviyorum seni. Hava güneşli. Sen hastanedesin şimdi. Biliyorum, benim gelmemi bekliyorsun. Memo okula gitmek istemiyor artık. Senin yokluğun nasıl dokunuyor ona. Okula gidişi senin yokluğunla birleştiriyor olmalı. Bende eski kahvemde oturmaktayım, cebimde iki paket sigara. Karşıda Haydarpaşa Garı, gri bir ev ödevi gibi. Adamlar geçiyor, yüzsüz, gözsüz, gülüşsüz adamlar.

Böyle şeyler söyleme bana. N’olur böyle şeyler söyleme bana. Şöyle şeyler: “Ankara’ya gelince seni rahatsız etmeyiz…”, “Ameliyatta bir yanım eksik kalırsa senden ayrılırım…” N’olur, söyleme böyle şeyler. Ben sözler karşısında renk vermem, ama içime atarım onları. N’olur, zulmetme bana. Biz sadece birleşmiş değil, aynı zamanda kaynaşmış, hali hamur olmuş, üç olmuş, göz olmuş kimseleriz. Sen ve ben yok. Sen-ben var. Bil bunu. Aslında bilirsin de bunu. N’olur! Ha?

Evet, anılar. Nice serüven geçirdik, ne dostluklar eskittik, bir biz ikimiz kaldık ayakta. Aynı sapta tüveyçlerini birbirine dönmüş iki çiçek gibiyiz; bir de tomurcuğumuz var.

“Dolanırım Paris’imin sokaklarını, orda ölmeye cesaretim yok.” (Apollinaire)

Dinle ak bakışlı bir çeşme söylüyor. Kaç yıldır akarım bilmem pazaryerini.

O çeşme gibiyim ben de. Sen de o çeşme gibisin.

Seviyorum seni.

Güvercinler rıhtımı eleştiriyor.

Zuhal’im, Elif’İm, kolum kanadım.

Yiyeceksin, değil mi, verilen bütün yemekleri?

Ay hiç kin tutmuyor.

Bana her yönünden güveniyorsun, değil mi?

Anam benim. Yavrum.

Bilmediğimiz kır kahvelerine gidelim. Ayran içelim. Eve dönüp azıcık rakı içelim, beyaz peynir ve domatesle.

Evin ev olduğunu, evin şu bir günlük sensizliğinde anladım. Memo da anladı. Anladık ki dünyada en büyük acı sensizlik. N’olur, sensiz koma bizi.

Bir günler Kars’taydım. Kudura kudura akıyordu Delice Çayı. Aklımda hiçbir şey yoktu. Çünkü o sıralar sana rastlamamıştım daha. Sonra sen çıktın geldin. Ortalığı güzelledin. Beni ben ettin. Memo’yu var kıldın. Sen de bizimle var olsun, unutma bunu.

Sözcükler değişiyor.

Anılar sözcüklerini değiştirmiyor.

Gelecek, anılarda da güzel olacak.

Gün daha iyi kotarılacak.

Deneylerden ders alınacak.

Çiçekler büyüyecek.

Piliçler palazlanacak.

Yarın gene yazarım.

Seviyorum seni: biline.”

Cemal Süreyya

                                       

                     

İlk mektubuna büyük bir özlem ve hasretle başlayan Cemal Süreyya, kalemini büyük bir aşkla kâğıdın üzerinde ahenkle dans ettiriyordu.

Aşk, nasıl bir şey diye soran olursa; onlara: “Aşk, sevgiliye yazılan heyecanlı ve sevgi dolu mektup gibidir. Yazdıkça yazasın, sevdikçe sevesin gelir,” dersiniz. Bu da benden olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: