Genel

Bir Eylül yazısı

İşte geldi, Eylül.

Kimseye bir şey getirdi mi, yalnızlığından başka. Biraz serinlik, esinti, düşmeye yüz tutmuş yapraklardan başka. Eylül, herkesin farklı gördüğü, içinde yeni umutların değil; aksine var olan umutların durduğu bir ay aslında. Bana öyle geliyor. Ben, yok olmuşluğa yüz tutmuş bir hisle karşılarım Eylül’ü…

Her Eylül geldiğinde; “işte geldi yine bir yalnızlık, geldi yine bir kendi içinde bir düş kırıklığı” diyorum. Eylül, yaprakların sararıp düşmesi, yazın bitişi, kışın gelmesinde bir alışkanlık hissi uyandıran aydır bir nevi…

Ağaç kuruyor, dallarında beslediği yapraklar sararıyor ve düşüyor. Yerde sapsarı o güzel yapraklar toplanıyor. Bir ordu, bir kabile, bir yaşanmışlığın son savaşını veren ülke misali… Son çırpınışlarıdır sarı yaprakların sanki. Sonra geliyor oradan bir elinde süpürgesi, bir elinde küreğiyle temizlik görevlisi. Süpürüyor yere düşmüş sarı yaprakları, süpürdükçe içi gidiyor insanın. Sararmış yapraklar, süpürgenin verdiği darbelerle birbirlerine çarpıp, ses çıkarıyorlar. Adeta çığlık atıyorlar. Birbirlerine sarılan sarı yapraklar, birbirinden ayrılmamak için çığlık atıyorlar, bağırıyorlar sanki…

***

Kültürpark’a gitmiştim, Eylül ayıydı yine. Geçen yıldı. Sararan yaprakların fotoğraflarını, ağaçtaki sarı, turuncu renkli yaprakların fotoğraflarını çekmiştim. Neyse ki yerde duran kalabalık sararmış yaprakları da çekmiştim o an… İlerleyen saatlerde bir elinde süpürge, bir elinde kürekle temizlik görevlisi geldi. Yaprakları süpürmeye başladı.

Lütfen, süpürme. Onlar Eylül’ün” diyemedim. O, süpürdükçe; içimde bir sızı oluşuyordu.

Süpürme, Eylül’ün onlar. Onlar, Eylül için sarardılar, düştüler… Süpürme!” diyemedim.

Onun görevi de orayı temizlemekti. Görev ha? Görev!

Güzellikleri yok etmek için, görev; ama güzellik katmak için, “bunu da yapmayıvereyim” demek yok. Küçük parke taşlarının üzerinde toplanmış sarı ve turuncuya çalan yapraklar; kalsın işte çöp olana dek. Kalsın Kasım ayına dek. Kasım’da aşk gelir belki, kim bilir. Ama hayır, temizlemekte epey ısrarcı duruyor temizlik görevlisi. Temizlemese, görevinden atılacak, kovulacak, ekmek götüremeyecek. O yapraklar; dalında da güzel; ama bak, yerde de güzel. Yerde de çok renkli ve çok güzeller. Onlar, ağaca da yakışıyor, yere de…

Sarı rengin anlamları vardır. Her rengin vardır aslında; ama sarı başkadır. Sarı, neşe rengidir. Aynı zamanda gelip geçici demektir. Sarı yapraklar, yerde neşe saçıyordu gözlerimize; sadece onları temizleme yetkisi veren kişi hariç elbette. Aynı zamanda ‘gelip-geçici’ anlamı da taşıyor. Yapraklar ağaçta yeşildi, güzeldi ve yaşıyordu. Şimdi sarardı, yere düştüler. Artık onlar da yaz mevsiminde gelip, şimdi Eylül’de geçiyorlar. Geldikleri gibi gitme kararları da vardır onların.

Temizlendi, her yerde sadece betonlar vardı artık; yeşil çimlerin olmadığı yerde… Sarı yapraklar bir renk vermişti, şimdi temizlenince geriye beton grisi kaldı.

Doğa, onları yeşilde de güzel gösteriyordu, sarıda da… Ama biz; onları da yok edip, beton grisini daha çok sevdik. Eylül’ün renkli yaprakları, bizim elimizde tek renge dönüşüyor; griye… Beton grisine. Kötü kokan, nem kapmış, zararlı beton grisine…

Bu yazımda siyasete girmeyeyim, edebiyata çaldırayım tonları,’ ama olmadı yine zihnimin bir köşesinden ilişti siyasi mesaj

Güzel ülkemde siyasileşmeyen ne kaldı ki?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: