Röportaj / Söyleşi

Bir daktilo tamircisinin hikâyesi

Bu defa rotamı bir daktilo tamircisine çevirdim. Antikaları sevdiğim gibi, onlara değer verenleri de severim. Bu kişiler de hayatını buna adamışsa, benim için daha da değerli oluyor. Var bende de bir daktilo. Adına da ‘Papatya’ diyorum. Çoğu kişi artık Papatya’yı biliyor, tanıyor.

Bursa’daki daktilo tamircisi Yunus Vardar, 80 yaşında. Evli ve 3 çocuğu var. Çocuklar hayatlarını kurmuş, bir evde yalnız başına yaşıyor. Sadece kızı bakıyor ona. O da olmasa… Bu işe gönül vermiş biri. Askerden döner dönmez bu tamir işine başlıyor. Onun için de para ikinci planda. Zaten böyle olmak, severek bir işi yapmak; çok para kazandırmıyor. Bazen sözlerine ekliyor, ‘Sen de benim gibi sevdiğin işi yapmak ve parayı ikinci planda tutmak istiyorsun‘ diyor. Küçük bir dükkânda bütün gün makine tamir ediyor, makinelerle ilgileniyor. Ayrıca demir ve daktilo boylarında hesap makineleri de tamir ediyor. Usta Vardar’ın bu kadar uzun süre yaşamasının mucizesinin altında, Babaannesinin varlıklı olmasından geliyor. Manda sütü, yoğurt gibi doğal süt ürünlerinden beslenerek büyütülmüş.

EN KÖTÜ MAKİNE ELİNDEN KURTULAMIYOR

Özellikle en kötü, parçalanmış, pis makineyi; yepyeni gibi yapıp, sahibine teslim edebiliyor. Makinesini görenler yerinden duramıyor ve kendi makinelerini tanıyamıyorlar. Onu sevenler sadece Bursa’dan çıkmıyor, İstanbul’dan, Çorlu’dan Kütahya’dan dahi gelenler var. Farklı illerden telefonla sipariş verenler de oluyor. Bu işi ise askerlikte aldığı Telem kursu ile öğreniyor, tamir ediyor ve askerden dönerken babaannesi (ona da Nine diye hitap ediyormuş) dükkân açmış ve işine başlamış.

Kendisinden Papatya için şerit aldım. Dükkana girmeden önce kola almıştım. Hem kola içeriz hem de sohbet ederiz dedim. Sonra başladım sorularıma:

Bu işe ne zaman başladınız?

Gençlik yıllarımda başladım. Baba mesleği değildi. Kendim öğrendim. Sonra da profesyonelleştim. Ustam yoktu benim. Daktilo tamir ederken de yoktu, fotoğraf makinesi tamir ederken de. Dükkanda yapıyordum, torbaya birkaç tane fotoğraf makinesi doldurup, yetiştiremediğim için evde tamir ediyordum.”

O dönemdeki ekonomik kazancınızla, bu dönem farklı değil mi?

“Eh işte. Ne kadar oluyordu, tam emin değilim. Tamircinin kazancı da bu kadar işte. Çocukları evlendirdik. Düğünlerini de kendileri yaptılar. Çok para kazanmadık biz de.”

“Fotoğraf makinesi çok ayrıntılı ve bana ağır geliyordu,” diye sözlerine devam ederken, duvara astığı pervaneyi çalıştırmak için fişini prize takıyor ve tekrar koltuğuna geçip sözlerini sürdürüyor:

“Çok Zordur. Benim çok merakla başladım. Fotoğraf makinelerini daha rahat tamir ediyordum. Gençtim. Benden başka da yoktu. Br asım usta vardı, rahmetli. Çok tamir ettim. Perdeleri kopuyor veya yerindeki bantlardan çıkıyor. Onları sıfır haline getiriyordum.”

O dönemde malzeme bulabiliyor muydunuz, parça değişimi için?

“Parça yoktu ki? Parça değişmiyordu.”

Daktilo tamir işine nasıl geçtiniz?

“Askerde başladım.”

Kaç yılında askerdiniz?

“1959’dan 1961’den geldim askerden. 1960’da da evlendik.”

Kaç çocuk var sizde?

“3”

Üçü de evli mi?

“Tabii ki. En küçüğü cep telefonu tamiri ediyor. Ben hiçbir şey öğretmedim. Kendisi öğreniyordu. 9 yaşından beri meraklıydı, yanımdan ayırmadım. “

Bu tamir işinde hangi dönemde, yıllarda daha iyi kazandınız?

“Ben bu tamircilikte, anca bir ev geçindiriyordum. Arabam ve evim vardı. Geçinmek vardı sadece, biriktirmek yoktu. 60 lira falan alıyorduk. Senin makineler gibi getirenler de oluyordu, içi pislik içinde oluyordu. Ben bir işlem yaptım makineye. Gelin makineyi alın diye telefon ettim. Tamir için 400 liralık bir miktar aldım. Bu makine 15-20 lira etmezdi, şimdi bin 500 liralık makine oldu. Yepyeni oldu makine(gülüyor). Sevinerek aldı makineyi ve gitti. Makineyi sıfır haline getirdim. Çok var öyle makinelerden.

Makinenin temiz olduğunu görünce, tüm işlemlerini makineden yapmaya başlamış. O kadar temiz oldu.”

Makinelerin eski veya yeni olması neye bağlı?

“Senin makine eski değil. Eski makine bu” diyerek masadaki küçük eski bir daktiloyu gösteriyor. Hemen lafa giriyorum tabii.

Eski yazarların çekilmiş fotoğraflarında, bu daktilolar vardı.

Tabii ki. Ecevit’in daktilosu böyleydi. O Erika’ydı. Daha değişik. Bu da çok gündemdeydi. Bir araba hurda makine attık.

Bir tanesi geldi, iki parça getirdi makineyi. Her zaman yaptığım bir makineydi. Ne bu, nereden aldın sen bunu dedim?  50 liraya aldım, dedi. İyi almışsın, dedim ben de. Sonra kaça yapacaksın bunu, dedi. 300 liraya yaparım dedim. ‘Ağabey, 20 lirasını almasan olur mu?’ dedi. Şimdi ben 20 lira için müşteriyi üzer miyim ya? Tabii ki kabul ettim. 280 olsun dedim. Tabii ben makineyi aldım. Makineyi yaptım ve geldi. ‘Makinem nerede, nereye koydun?’ dedi. Dedim ki, ‘makinen elinin dibinde’ böyle koltukta otururken gösterdim yerini. Bakınıyor etrafa, makineyi arıyor” diye anlatırken, o esnada ben de kolaları doldurmaya koyuldum tekrar. Hem konuşurken serinleriz, iyi gider diye almıştım. Kendi bardağımı doldurdum, Yunus Amca istemedi ve anlatmasını sürdürdü:

Bu makine kimin diye sordum? Ağabey makineyi yeni yapmışsın’ dedi ve tavana fırlayarak sevindi. Makine parçalar halinde geldi, yepyeni gibi aldı. Çok sevinçliydi. Bu da benim hoşuma gidiyor. Çok var böyle şeyler. Onlardan da zor yapıyordum, bazılarında ise çok yoruluyorum.”

Makineyi tamir ederken, daha çok sizi yoran şey nedir?

“Temizlemek yorar; ama temizlemeden o makine işe yaramaz ki. Ben öyle bir temizledim ki patronun makinesini, bilgisayarı bırakıp, makineyle iş yapmaya başlamış. Makineyi görmekten iğrenirsin; ama temizlediğimde tertemiz oldu. Senin makine çok sağlamdır, demirdendir. Sil sadece yanlarını; başka bir şey kullanma. Senin makinenin tuşlarındaki sayılar, harfler işlemeli. Bunlar camlı ve zarar görürler fazla. Birinci sınıf senin makine” diyerek makinemi de epey övdü.

Toplamda kaç yıldır tamir işindesiniz?

“Ben, Ankara’da kurs gördüm. Askerlikte 6 ay falan Telem kursu gördüm. Telem’le Ankara’ya yazarız. Telgraf gibi, buradan yazıyorsun ve Ankara alıyor. Ama mekanik. Hangi şehre istersen, gidiyor aynı anda. Bu alanda kurs gördük. Daktilo gibi. Yazarken de bana dikkatli baktılar. Sonra da Erzurum’a gittim. Erzurum’da askerlik yaptım. Orada haber merkezindeydim. Orada Telem’ler vardı ve 5 kişiyle birlikte ben de rütbeli olarak onların başında o görevi üstlenmiştim. Eski bir santral vardı, devreye soktum onu. Gelen haberi, tabura, alaya gönderilmesi gereken bir haberdi. Santral cihazları vardı. En kıymetli haber geldiğinde, aynı haberi aynı anda göndermemiz gerekiyordu. Ben de bunu aynı saat ve aynı dakikada gönderiyordum. Bunun için de toplantı yaptılar. Nasıl oluyor bu? Aynı anda 10 farklı yere nasıl olur da aynı dakika gönderiliyor diye sormuşlardı. Aynı saatte alınan haberi, yine aynı saatte iletilmesi gereken yere iletmiştim. O yüzden de o makine de daktiloya benziyordu. Geliyordu tamir için, ben de tamir ediyordum.”

Sivil hayatına da bu şekilde geçtiniz sanırım? Daktiloya benzemesi üzerine, daktilo tamiri ettiniz sanırım?

“Evet, daha sonra da dükkân açtım.”

Başka bir iş yapmak aklınızdan geçmedi mi?

“Benim asıl mesleğim dokumacılık. Yanlış yaptım, dokumacılık yapmadım diye. Eğitim aldım da, öğrendim ben ve fabrikalarda dokumacılık yaptım. Avrupa’ya yakın bir tezgâhı, kendi kafamdan yaptım, dokudum ve askere gittim. Rahmetli eniştem de onu açıkta bırakıp, zarar görmesine izin vermiş. Yağmur ve çamurdan dolayı. Sonra askerden döndüm, bu daktilo işine başladım.

Almanya’ya giderek hata yaptım. İş için gittim oraya, dokuma işi için. Bana bir tezgâh verdiler, çalıştırmaya başladım. Tezgâh bozuktu, durumu anlattım. Tamir etmek için, dedim. Usta da, ne yaparsa yapsın,’ dedi. Kendime göre ayarladım ve işe başladım. Hep çalışıyoruz, durmak yok. Ben de sıkılmaya başladım. Sonra Türkler geldi, ‘ Ne yapıyorsun sen? biz senin yaptığın işin, yarısını yapamıyoruz,’ dedi. Sabah açıyorum, akşam kapatıyorum. Ben 1 ay kaldım ve kaçtım geldim. Orada tahsile bakmıyorlar; işi güzel yaparsan, terfi edersin. O sistemi ben biliyordum. Kendi tezgâhımda yaparken öğrendim.”

 O dönemde evlilik, nişanlılık var mıydı?

“Evliydim.”

Belki de o yüzden döndünüz?

Ben ne zaman esnaflar birliğine girdim, o zaman biraz işleri yoluna koymaya başladım. Esnaf Kefaret Kooperatif’in de resmî bir yeri var. Onu da ben kurdum. İki tane kooperatif kurdum. Ben birinde yöneticiyim. Uludağ Esnaf Kefaret Kooperatif’i yöneticisiyim. Ve 2 Nolu Esnaf Kooperatif’i de beni istedi, yöneticilik için. Fakat bu bulunduğum Uludağ Esnaf Kefaret Kooperatif’ini, bir arkadaşımızla beraber kurduk ve yalnız bırakmak istemiyorum. Haftada bir toplantılara katılıyorum.”

 Tamamen dükkânı kapatıp, bırakmayı düşündünüz mü?

“Düşünmedim öyle bir şey. Ne yapacağım can sıkıntısından? Evde ne yapacağım? Hanım da rahmetli oldu. Hanım da bulamıyoruz. 1952 yılından beri buralardayız.

Çevrenizde bu işi yaptığınız için size karşı çıkanlar oldu mu?

Hiç kimse olmadı. Başka bir iş yapsaydık, belki daha iyi olurdu. Bu makine üzerinde kimse beni geçemez. Teknik anlamda iyiyimdir. Makineyi açıp, sıfırlıyorum ve topluyorum. Bazen diyorum ki kendi kendime, ‘Ulan hıyar. Olmayacak işleri yapıyorsun da, bazı şeyleri niye yapamıyorsun?’ diye kendi kendimi eleştiriyorum(gülüyor). “

Biraz merak ve sevmek ile ilgili?

“Senin gibi çok insan geliyor. Sen nasıl meraklısın? Onlar da öyledir. Bu iş, burada bir beyefendi veya fabrikatör gelip ‘seninle konuşmak bir zevk’ diyorlar. Üniversitelerden de geliyorlar. Modern insanlar da geliyor, severek sohbet ediyorlar benimle. Bu meslek böyle gidecek. Ne zamana kadar yaşarsak artık.

Beni babaannem büyüttü. Beni sütle, yoğurtla besledi. Manda sütüyle tabii. Annemlerde yazık yoktu. Babaannem beni sünnet ettirdi, düğün yaptı, askere gittik ve dükkân açtırdı. Param biterdi, gider ‘nine’ derdik, yardım ederdi.”

 Toplumumuzda eski insanları sever ve onlarla konuşmayı severler; ama kıymet bilmezler. Onlardan yararlanmak yerine… derken sözlerime dahil oluyor Yunus Vardar:

Buradan birçok kişi geleceğim ve seninle konuşmak istiyorum diyorlar. Onlar beni görüyor bilgisayarlarda ve konuşmak istiyorlar. Kütahya’dan geçenlerde hesap makinesi geldi. Yaptım ve gönderdim. İkimiz de memnunduk(gülüyor).”

Bursa’da daktilo meraklısı çok var mı?

“Olan geliyor. Ben bir taneyim burada, tamir eden. İstanbul’dan dahi biri, ‘Git Bursa’da Yunus var, ona yaptır,’ diyorlarmış. Gelen öyle diyordu.”

Dükkân size yetiyor mu? Biraz küçük değil mi?

“Yetiyor. Görünmüyordum eski yerimde. Kirası da beni zorlamıyor ve artırmıyor üstelik.”

Çocuklarınızla aranız iyi midir? Görüşüyor musunuz?

“İyidir, görüşürüz. Kızım bakıyor bana. Kızım olmazsa, ben çok sıkıntı çekerim. Kızımın torunu var. Aynı evde kalmıyoruz. Farklı semtlerde kalıyoruz. Ben oturduğum yerde yalnızım. Şartlar zor.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: