Genel

Kadın’ı plazada değil, sokakta konuşun

Kadın şiddetinin, kadınların öldürülmesinin ardı, arkası kesilmiyor. Her geçen gün, her geçen ay kadına yönelik şiddetin bilançosu artarken, buna sadece kadınlar, ‘dur’ demek için sokağa iniyor. Haklılar. Çünkü kendilerini korumak için, sokakları tercih ediyorlar. Çünkü kadınlar, mahkemede aradığı adaleti bulamıyor. Kadın öldürüldüğünde, cinsel istismara uğradığında; kravatlısı, takım elbiselisi, ‘pişmanım‘ diyeni gören mahkeme, davayı kapatıyor, en hafif cezayla ödüllendiriyor. Toplumda ataerkil bir yapıyla mücadele ediyor kadınlar… Çünkü kadınlar, toplumsal bir mücadeleyi verirken, şiddet gördükleri erkeklerin artık bu şiddete ve ölümlere son vermesini istiyor.

Öldürülen kadınların her geçen yıl artmasındaki sebep, caydırıcı cezaların olmamasından kaynaklanıyor.

Anıt Sayaç’ın verilerin göre;

2008’de 66 kadın,

2009’da 123 kadın,

2010’da 202 kadın,

2011’de 126 kadın,

2012’de 143 kadın,

2013’te 230 kadın,

2014’de 289 kadın,

2015’te 293 kadın,

2016’da 286 kadın,

2017’de 349 kadın,

2018’de 403 kadın,

2019’da 417 kadın,

2020’de de henüz 211 kadın öldürüldü.

Kadınları konuşuyorlar; ama orada hiç kadın yok…

Ve 2020 henüz bitmiş değil. Ki 2020 yılı, bir felaket yılı olarak anılacak. Neredeyse yaşanmamış hiçbir felaket kalmadı yer yüzünde…

Bu sayılar her yıl artarken, 2011 yılında imzalanan ve 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi, bugün imzalanmasına ve yürürlüğe girmesine müsaade eden aynı iktidar partisi ve yandaşları tarafından ortadan kaldırılmak isteniyor. İktidarı güçlendirmek ve kadına yönelik şiddetin gündemden düşmesi adına buna müsaade ettiler; ama şimdi de gündemden düşürmek ve yok etmek için türlü oyunlar peşindeler.

Neden İstanbul Sözleşmesi?

Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önüne geçmek için vardır bu sözleşme. Avrupa Konseyi Sözleşmesi olarak biliniyor bu sözleşme ve bilinen adı da İstanbul Sözleşmesidir. Burada en temel şart ise, kadınların özgür bir toplumda yaşaması gerektiğidir. Kadınların, şiddet yerine sevgiyle karşılık bulmalarıdır. Tokat, tekme, yumruk, küfür, hakaret, cinsel saldırı yerine; sarılarak, gülerek, gözlerindeki parıltıyı görerek, hoşnut ve hoşgörülü davranarak karşılık vermektir. Ki doğrusu da bu değil midir? Hangi vahşi hayvan eşini dövüyor? Hiçbiri… Bunun için sözleşmeye dahi gerek olmamalı. Bunun tartışması olmamalı… Kadına, hayvana, çocuğa yönelik her türlü şiddet veya cinsel saldırı; en ağır cezayı beraberinde getirmelidir. Ne yazık ki sözleşmeyi ortadan kaldıran bir toplumla, güruhla karşı karşıyayız.

***

Kadınlar, seslerini duyurmak için sokakta; kadınları konuşan erkekler ise gazetenin plazalarında. Beyler, orada olmaz o iş; sokağa çıkın, sokağa. Kadınlar, sokakta kendi haklarını, özgürlüklerini ve görmek istedikleri sevgiyi korumak için eylemde; erkekler ise kanal veya gazete plazalarının içinde, fanusta dil döküyor. Kimisi, “İstanbul Sözleşmesi kaldırılsın,” derdinde, kimisi de “İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin önlemesi için bir kalkandır” diyor.

***

Aksine şiddet gören erkekler olsaydı, kadınlar çapkın olan her erkeği dövebilseydi; ataerkil yapı yerine, anaerkil yapı hâkim olsaydı, yine o gazete plazalarında oturur muydunuz? Konuşmak kolaydır, “kadın evinde oturmalı diye.” Peki, siz oturur muydunuz? Yoksa sokakta kadınları dövmeye mi çalışırdınız?

***

İstanbul Sözleşmesi’nde, kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin önlenmesinin yanı sıra, suçların kovuşturulması ve suçluların gereken cezalarının almasını sağlar. Caydırıcı cezalar olmadığı gibi, bu şiddetin önü de, kendini bilmez gerici, muhafazakâr cemaatlerin attığı adımlarla açılıyor. Onları dinleyen ve onların her türlü kararlarını dinleyen iktidar partisi; güçlenmek ve kadrolaşmak için bu cemaat yapılarını koruyor. Bu sebeple de onları dinlemek zorunda kalıyor. Bu da ülkedeki çarpışmaların ve şiddetin önünü açmış oluyor.

***

En enteresanı ise, sokakta kendi hakların koruyan kadınların yanında erkeklerin olmaması gibi, kadın polislerin, sokaktaki kadınları tekmelemesi, dövmesi… O sokakta kendi hakkını koruyan kadınlar, yine başka bir kadın tarafından sokakta dövüldüğünde, yüreğindeki burkulmayı varın siz anlayın. O tokadı, tekmeyi, yumruğu kadına sallayan kadın polis; yarın eşinden veya sevgilisinden şiddet ve tehditlere maruz kalırsa; sokakta haklarını arayan kadınlara katılacak. Kendi hakkını arayacak… “Kadınların öldürülmesi, politiktir,” diye boşuna haykırmıyoruz.

***

Biz gazeteciler de öyle değil miyiz? Kadınların yaşadığı şiddeti, baskıları, zulmü görüyoruz; bizi tutuklayacak, darp edecek kişileri; haber yapmaya da hazırız… Kadın, nerede özgürse, orası çiçek açar…

Koltukları bırakın beyler; hak, hukuk, adalet sokaklarda… Kırmadan, dökmeden, vurmadan; sadece seslerle, çoğunlukla kazanılabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: