Genel

Bölünmüşüz

Tam olarak, bölünmüş müyüz? Bu konuda bir açıklık getirmek istedim. Çünkü hâlâ ‘bu ülkeyi böldürmeyiz, bölünmeyecek’ diyoruz. Bir bozuk plak gibi, aynı şeyleri söyleyip duruyoruz. Dışlayarak, ötekileştirerek söylüyoruz bunu.

Maalesef! Bölündük biz, yıllar önce…

Sadece kâğıt üzerinde varız, kâğıt üzerinde bir bütünüz. Satılan toprakları da saymıyorum. Bu konudan biraz farklı aslında bu satılan topraklar. Benim bahsettiğim şey, düşünsel, fikirsel ve tercihler sebebiyle ortaya çıkan bir bölünme.

LGBT, uzaydan gelen bir yapı değil.

Açılımı şu: LGBTT(Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transseksüel veya Travesti), LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transgender, İntersex),

LGBTTIQ (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, Transseksüel, Intersex, Queer) olarak da farklı cinsel tercihlerle oluşturulan bir topluluk, bir direnme sembolü oldu. Türkiye’de buna benzer topluluklar, sürekli ortak paydaşta bir araya gelirler; ‘Demokrasi, ifade özgürlüğü.‘ Kimse sadece kendi amacı, kendi çerçevesi için yürümez, toplanmaz. Bu sebeple sadece LGBT+ diğer gelen cinsel eğilimi olanlar yok, hiç LGBT‘den olmayanlar da vardır. Bu sebeple bu kalabalık bu kadar büyüyor, gelişiyor. yarın Ateistler yürürse, yine amaç aynı olur ve Tanrı’ya inananların çoğu da o yürüyüşe katılır. Amaç, birlikte özgür ve eşitlikçi toplumda yaşamaktır.

Bu hafta, her yıl da kutlandığı gibi bir Onur Haftası var. Önceki dönemlerde mevcut Hükümetin baskısı sebebiyle yasaklanan yürüyüş, bu defa salgın sebebiyle internet üzerinden yapılıyor. Çevrimiçi onur haftası yürüyüşüne katılmak isteyenler, ‘Neredesin Lubunya?‘ adresine girip öncelikle olmak istedikleri konumu tıklayıp, ardından istediği bayrağı seçerek, ekranda çıkan kutucuğa da vermek istediği mesajı yazıyor ve ‘gönder’ butonu ile Onur Haftası çevrimiçi yürüyüşüne katılabiliyor. Bu da binlerce kitleyi bir araya getirmeye yakındır.

Yani cinsel tercihleri olanların haftasıdır. Her özel günler, kişilere bahşedilmiştir. Bu çok güzel değil mi? Sonuçta, burada nasiplenen canlıdır.

‘Neden var ki bu hafta? Olmasa olmaz mı?‘ gibi sorular da var. Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki, bu kadarı da olmaz demeden kendimi alıkoyamıyorum.

Ya bunlar da kim? Bu sapkınlık da nedir?‘ diyenler de var. Bu her yıl, her seferinde gün yüzüne çıkan birtakım eleştiriler, dışlanmaya yer yapacak yaklaşımlardır. Bir tür saygısızlık, bir tür insanlık dışı yaklaşımlar diyelim.

Toplumumuzda şu algı var: “Biz Müslüman bir ülkeyiz.”

Burada duralım! Hayır, değiliz. Çünkü 1924 Anayasası’nda: ‘Devletin dini İslamdır’ ibaresi 10 Nisan 1928’de çıkarıldı. Bu ülkenin devleti, Cumhuriyetçi, laik, ifade özgürlüğü, seçim özgürlüğü çerçevesi üzerine devam etti; İslam çerçevesi içerisinde değil. Ve artık böyle bir ülkeyiz. Fikir özgürlüğü, din ve devlet işlerinin ayrı olması gerektiği, herkesin söz hakkına sahip olduğu, herkesin eleştirebileceği, ‘hakaret, dışlama yapılmadan‘ bir ülkedir Türkiye. Şu an günümüzde öyle değiliz, 20 yıl içerisinde Türkiye; dışlamayla, kutuplaştırma ve yozlaştırmayla yol alan bir Türkiye oldu.

Bu konuda hemfikir isek, devam ediyorum. Hayır, ben kabul etmiyorum diyen varsa da, devam etmeyebilir geri kalanlara…

Her şey bir tercih olabilir; mesele olmamalıdır

Türkiye’de farklı olan her şey maalesef engelleniyor. Farklı bir saç renginiz varsa, siyah veya sarışın değilseniz; dışlanıyorsunuz. Saçlarınız düz veya dazlak, kıvırcık değilse; dışlanıyorsunuz. Şort veya pantolon boyunuz diz üstü veya ayak eklem üstüyse; dışlanıyorsunuz. Gömleğin veya tişörtün altında atlet giymiyor, südyen takmıyorsanız; dışlanıyorsunuz. Piercing takıyor, küpe takmıyorsanız; dışlanıyorsunuz.

Son olarak, Tanrı’ya inanmıyorsanız(Ateist), dinlere inanmıyorsanız(Deist); dışlanıyorsunuz. Tanrı’ya inanıp, namaz kılmıyorsanız; yine de dışlanıyorsunuz. Kadını sokakta dövdünüz, çocuklardan birine cinsel istismarda bulundunuz; karşısında kimseyi bulamıyorsunuz. Ama eşcinsel iseniz, karşınızda koca bir toplum çıkıyor. Çocuğa cinsel istismarda bulunabilirsiniz, kadını sokakta dövebilirsiniz; ama eşcinsel olamazsınız…

Onur Haftası, her yıl Haziran ayının sonlarında bazı yıllarda da Temmuz’a sarkan kutlama haftaları, yürüyüşü, etkinliği düzenleniyor. Bu da Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi yürüyüşleri ile güzelleşiyordu, renkleniyordu. Bu kutlama, yürüyüş hiç olmayabilir miydi, diyecekler de oluyordu. Dünkü yazımda belirttim aslında. Bir yapının, topluluğun nefesini kesmeye çalışırsanız; kendilerini ifade edecek alanlar yaratmak zorunda kalırlar. HDP gibi, Kürtler’in sesini kesmeye çalışmak gibi…

Bu yürüyüşler, Stenowel Ayaklanmalarının anısına gerçekleşiyor. Bu etkinliğin öncüsünde Lambda İstanbul Derneği tarafından 20-27 Haziran 2011 Haziran ayında panel, atölye, film gösterimleri, konserler, Hormonlu domates ödül töreni, Homofobi ve transfobi karşısı öğrencilerin de buluşması ile gerçekleştirilen etkinlik oldu o tarihte. 10 bin kişinin katıldığı bu yürüyüşlerin sürekli polis kontrolleri, engellemeleri, coplamasıyla yasaklanıyordu ve hatta bu sebeple hayatını kaybedenler de oldu. Hiçbiri olmadığında, bu yürüyüş yapılmadığında, ‘velev ki’ yoksalar; Türkiye kurtulacak mı? Açlık, sefillik, yoksulluk, ekonomik kriz, geçim sorunu, din ve mezhepsel çatışmalar son mu bulacak; LGBT+‘ler olmadığında? Bu insanlar, sırf cinsiyet tercihleri sebebiyle, bir ‘terörist’ gibi tepkileri hak etmiyorlar. Bazı insanların yaklaşımları beli tedirgin ettiği gibi, bazı yerel haber sayfalarında da buna benzer paylaşımlarla toplumu galeyana getirmesi daha çok tedirgin ediyor.

Zihinde bölündük

Bunu söylerken üzüntü duyuyorum. Çünkü bizler, bu dışlama, sınıfsal ayrımcılık, kötü görerek kaçtığımız her tercih, giyim gibi tercihler sebebiyle zaten bölünmedik mi? Kağıt üzerinde hepimiz Müslümanların çoğunlukta yaşadığı, bir kara parçası üzerinde yaşama havası veriyor olabilir; kendi içimizde hepimiz bölündük. Birimiz Sünni; Alevi’yi reddediyor. Birimiz erkek; Biseksüel’i reddediyor. Birimiz kadın; lezbiyeni kabul etmiyor. Birimiz Türk, Kürdü kabul etmiyor. Birimiz uzun etek giyiyor; askılı giyeni kabul etmiyor. Birimiz açık veya başörtülü; açık saçlıyı kabul etmiyor. Bu kabul etmemek, toplumda bir bölünme sebebidir. İster ‘bölemezler, ‘ deyin. Ama bölündük biz, çok kötü hücrelere ayrılarak bölündük.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: