Genel

Dil ayrımcılığı son bulmalı

Yıllarca süregelen bir dil tartışması var: Kürtçe. Bu tartışma sürekli yurttaşları bi sağa bi sola itiyor. Artık öyle bir hâl aldı ki, kimi partilerin oyuncağı haline geldi. Yıllar önce yasaktı, şimdi serbest; sonra da gıpta ile bakılıyor. Bazıları tarafından ötekileştiriliyor, bazılarına da şaşırtıcı geliyor. Bunun sorumlusu aslında bir yönetim ve bu yönetimin istediği gibi yazan medyadır.

Kürtçe, zor bir dildir. Gırtlaktan konuşuluyor. Azıcık Fransızca gibi; ama tam değil. Arapça ve Farsça dil kökenlerinden oluşuyor. Kısacası şunu demem yeterlidir. Dil bilimci değilim, bildiklerim de bundan ibaret. Ben de Kürtçe biliyorum, eksiklerim de vardır. Kürtçe dil kurslarında bulundum, Diyarbakır’dan gelen sertifikam da mevcuttur. Asıl konu bu değil elbette.

Lakin o da Latin harflerinden, şapkalı harflerden oluşuyor. Yani Arapça gibi değil; Türkiye ise bir Arap ülkesi değildir. Türkçe ve Kürtçe arasında harf farklılığı bulunmuyor. Bu ülkede milyonlarca Kürt var; ama kendi dillerinde herhangi bir yazı, tabela, fikir özgürlüğü göremediği gibi, bir de Arap ülkelerinin kullandığı Arapça tabelalarla sokakta karşı karşıya kalıyorlar. Toplumun içindeki gerginliği, ötekileştirmeyi, dışlanmayı yaratmak, bu kadar kolay olmamalıdır. Nasıl ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde(TBMM) dört parti seçilerek söz hakkı elde etmişse –ki maalesef buna pek de söz hakkı denemez-, bu toprakta doğup büyüyen kişilerin dillerine, kültürlerine, fikirlerine, söylemlerine, kararlarına, isteklerine ve en önemlisi düşüncelerine saygılı olmak gerekiyor. İnanıyorum ki, kimse zoraki kendini Kürtçe ifade etmek istemez. Kimsenin bayrakla, ezanla derdi yok. Bunları sürekli ortaya atanlar, asıl bir oyuna sürüklüyor yurttaşları. Tıpkı yıllar önce ‘din elden gidiyor’ yalanını uydurup, Alevi-Sünni çatışması yaratıldığı gibi. Hiç Türkçe bilmeyen biri, Kürtçe konuşacaktır elbette. Bilmek isteyen de Kürtçe öğrenebilmeli, yadırganmamalı. Bir dil, bu kadar ötekileştirilmemeli. Bir dil üzerinden bu kadar oyun, siyaset yapılmamalı! Bu bir özgür tercihtir, demokratik bir karardır. İngilizce Türkiye’de zorunlu, İngilizce bir dünya tercih dili haline geldi. Buna kimse karşı çıkamaz, çıkmamalı elbette. Milyonlarca insanın bildiği Kürtçe, kendi vatanında neden yasaklanıyor öyleyse?

Doğu’da, Güneydoğu’da 6 milyon insan; yaşadığı ötekileştirme, baskı, sınıflaşma ve buna benzer her türlü zincirli baskılama sebebiyle, kendilerine ses olacak, TBMM’de kendilerini temsil edildiğini düşündükleri bir parti oluşturup, etrafında toplandılar. Kim bu parti? Halkların Demokratik Partisi(HDP). Yıllar öncesinde birçok isimle çıktı, kapatıldı. Hadep idi eski ismiyle. Şimdi yeni ismiyle ve mecliste de yüksek çoğunluk ile HDP, meclise girdi, siyaset yaptı; her istenilen verildi. Taa ki iktidar cephesinin istemediği bir ana gelene dek. Burası da tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor. Diğer partileri seçenler de bir özgür irade ile seçti. Sadece kararlar, özgür irade ile seçilebilmeli. Kimse bir karar verirken, bir şey söylerken veya yazarken; -‘hakaret, küfür, aşağılamaolmadığı sürece,- rahatça kendini beyan edebilmelidir.

Bir Türkü

Bazı yerli dizilerde Ahmet Kaya Türküsü çalıyor, herkes dinliyor, izliyor. Çok güzel. Peki, Ahmet Kaya, neden yıllar önce yaşadıkları sebebiyle, baskı kültürü sebebiyle ülkesini terk ederken kimse böyle sahiplenmedi? Ülkedeki bu ayrımcılığa; ülkenin ileri gelenleri ses çıkarmazsa, kızıştırırsa, maalesef bu süreçler hep böyle ilerler. Bir yerde çatal fırlatıldı, bir yerde linç edildi usta sanatçı Ahmet Kaya. Kimse çıkıp, ‘siz ne yapıyorsunuz?’ demedi.

Bu zamanlarda eskisi gibi kimse Kürtçe konuştuğu için yargılanmıyor,’ deniliyor. Sokakta Kürtçe şarkı, Türkü dinledi diye polis tarafından dövülen olmuyor, kimse tutuklanmıyor deniliyor. Lâkin birkaç yıl önce Ahmet Kaya dinlediği için sokakta gözaltına alınan kişiler de oldu. Yine iktidarda mevcut hükümet vardı. Ahmet Kaya dinleyen, Kürtçe bazı Türküler dinleyen, Mem Ararat dinleyen, Şakıro dinleyen, HDP’ye oy verdiğinde; karşı çıkılıyor. Aynı şey. HDP, Kürtçe ana dil eğitimi de istiyor. Bunu verirken, başka yerden soluk kesmek, siyaset değil; baskılamaktır.

Dil Bayramı ve baskı

Her yıl Mayıs 15’te Kürtçe dil bayramı kutlanıyor. Celadet Ali Bedirhan’ın 1932 yılında çıkardığı Kürtçe Hawar(Çığlık) dergisinin yayına başladığı tarihtir. Bu tarih de Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor. O gün de ne oldu? Üç HDP’li Belediyeye kayyım atandı, seçilmişlik yetkileri elinden alındı. Kürtçe konuşmak serbest derken, ‘Belediye’deki seçilmişler’i hapse atmak veya yerlerine kendi adamını kayyım adı altında yerleştirmek; irade gaspıdır. Kendi Kürt halkını, kendi Kürtçe’ni, kendi yurttaşını, kendi Anayasa’nı, kendi eğitim sistemini, kendi bekçini, kendi yargını… gibi her alanda kendin için yaratılan bir rejim sistemi; demokrasiye aykırıdır. Demokrasi, böyle bir şey değildir.

Son olarak, diyeceklerimin arasında şunlar var.

Bu ülkenin belirli, sürekli Meclis’te, sokakta, siyasi tartışmalarda malzeme edilen değerler vardır. Bu değerlerle insanları bölüyor, bam teliyle oynuyorlar. Nelerdir bunlar?

“Atatürk, Hazreti Muhammet, Alevi, Sünni, Kürt-Türk, Laz, Ermeni, Kürtçe, Türkçe, …”

Biz yine de bunlara kulak vermeyelim. Güzel ve özgür fikirlerimizi beyan edeceğimiz bir ülke bırakalım gelecek neslimize. Bireyleri, olayları bırakalım; fikirlerle ilgilenelim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: