Genel

Türkiye’nin yönetim şekli: Darwin teorisi

Bir kez daha hafta sonuna geldik. Koydum çayımı, tabaktaki kayısılardan da bir tane kaldı. Yiyerek bitirdim hepsini, biri kaldı. Termostan çayımı ince belli bardağıma doldurdum ve geçen hafta bahsettiğim şu Darwin Teorisi konusundaki yazımı yazacağım. Bu yazıyı da gazeteye yollamayacağım. Çünkü ‘siyasi eleştiri’ bir yazı olacağı için, kendi özgür bahçemde okurlarıma yayımlayabilirim diye düşünüyorum.

Ben Darwin teorisini, 4 yıl önce Jostein Gaarder’in kaleme aldığı ‘Sofie’nin Dünyası’ adlı kitabından öğrendim. Kitabı zevkle okudum ve ince bir ayrıntıyla yazılmıştı bu teori.

Darwin, biyolog ve doğa araştırmacısıydı. Ben bu konu hakkında daha önce bir yazı yazmıştım. Tabii o yazı 4 yıl önceydi. Darwin, 1809 yılında Shrewsbury adlı bir küçük kentte dünyaya geldi. Babası Doktor Robert Darwin, kentin en tanınmış hekimlerinden biriydi. Darwin, Charles Shrewsbury’deki liseye giderken okul müdürünün gözünde aylaklık eden, boş gezen, gereksiz yere böbürlenen ve hiç aklı başında iş yapmayan öğrenci gibiydi. Aslında müdürün de ‘aklı başında‘ dediği şey, Yunanca ve Latince fiili çekimlerini ezberlemekti.

Darwin, İngiltere’de şiddetli tartışmalara yol açan kitabı, ‘Türlerin Kökeni Üzerine‘ başlığını taşıyordu ve kitap, 1859 yılında yayınlanmıştı.

Darwin, kitabında iki teori ya da tez ortaya atmıştı. Birincisi, şu anda dünyada bulunan tüm bitki ve hayvanların daha eski ve ilkel biçimlerden kaynaklandığını kabul eder. Yani biyolojik bir evrim var sayar. İkinci durum ise, ‘doğal seçilim‘ yoluyla gerçekleştiğini öne sürer.

Konuyu örneklendirdiğimizde, daha da iyi anlamış olacağız:

  • “Diyelim ki üç inek var. Ama sadece ikisine yetecek kadar yem var. Ne yapılır bu durumda?

Herhalde ineklerden birini kesmek gerekiyor?”

“Bu durumda da, en az süt veren inek kesiliyor.”

İnsanlar da, yıllarca bunu yaparak değişime uğramasını sağlıyor. Diğer kalan iki inekle, hâlâ işimiz bitmiş değil. Diğer iki ineği çiftleştirip, buzağının doğmasını sağlarız. Ve çiftleştirmek için de bir ineği seçmek gerekecek. Seçilen inek, en çok süt veren inek olur. Doğan buzağının da, bu sonuçta bol süt vermesini sağlamış oluyoruz.

Bir diğer örneği inceleyelim…

  • Avlanmaktan hoşlanmayıp, iki av köpeğinin olduğunu düşünelim. Birinin elden çıkması lazım, hangisini seçeriz? Tabii ki daha az koku alanı, daha az avlayan köpeği seçeriz. Değil mi? Ve daha iyi avlayan köpek tercih edilmiş olur. Bu şekilde de, büyük bir değişim meydana gelir.

Günümüze de hep böyle gelindi. İlmik ilmik işlediler her şeyi. Türkiye’deki toplumsal bölünme, parçalara uğratıldı öncelikle. Sol-sağ çatışması başlatıldı, Sünni-Alevi çatışması yarattılar derken; aradaki yapılara da bir siyasi kargaşa koyulunca, her şey tamamlanıyor. Türkiye’deki Çorum, Kahramanmaraş, Sivas gibi Sünni-Alevi çatışması da, bu benzeri olaylardan başladı. Konuşanı susturdular; ibreti âlem diye ifşa ettiler. Yazanı hapsettiler, ibreti âlem diye ifşa ettiler, korku saldılar. Irkçılığı bilmeyenlere, ırkçılık yapanları saldılar sokağa; eşitlik isteyeni hapsettiler, darp ettiler. 5 kişi hakkını aramak için sokağa çıktığında, 3’ünü dövüp, hapse attıklarında, kalan iki kişiye de gözdağı veriliyor. Kalan iki kişi susuyor, diğer konuşanları darp edip, hapsediyorlar.

Reklamlar

Sonuç olarak, konuşanlar içeride, susanlar dışarıda. Çünkü Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendinden başkasının konuşulmasını, karar vermesini, sevilmesini istemiyor. Bu durumda ‘vur enseye tokadı, ekmeğini al, hakkını al’ yönetimi doğdu ve devam ediyor.

97 gazeteci tutukluydu, 3’ü serbest bırakıldı. Siyasiler tutuklu, öğrenciler tutuklu, Kanun Hükmünde Kararnameler(KHK) ile ihraç edilenler sokakta hakkını ararken, polis tarafından darp ediliyor. Polise karşı direnen bazı KHK’liler, henüz durumu bilmeyen bazı yurttaşlar tarafından tepkiyle karşılaşıyor, ‘benim polisime nasıl vurursun’ diyor. Senin bahsettiğin polisin, sokakta Anayasa’ya aykırı şekilde nasıl da bir yurttaşı coplar, sürükler, saçını çeker diye düşündün mü?

Şu anki mevcut yönetim sistemi; ses çıkaranı, hakkını savunanı, işini, eşini, aşını sokakta mücadele ederek isteyeni darp ediyor ve hapsettiğinde de; toplum içerisinde bir korku imparatorluğu yaratmış oluyor. Haliyle toplumda direnenleri, demokrasi ve fikir özgürlüğü için mücadele edenleri de ‘terörist’ etiketiyle topluma karşı kin besletiyor.

Türkiye, işte tam da bu bahsettiğim ‘doğal seçilim’ ile yönetiliyor ve bu da Darwin’in bir teorisidir.

Bu teoriyi hep anımsarım. Türkiye’nin yeni Darwin’i kimmiş sizce?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: