Genel

Mahpus

Ne çok maruz kalıyoruz bu kelimelere: Mahpus, demir parmaklıklar, hapis… Her yazmaya çalıştığım haberde, yorumda, analizde, öngörülerimde veya eleştirilerimde duyduğum birkaç cümlenin içerisinde gizleniyor bu kelimeler. Oysaki beni rahatsız etmiyor.

Hangi insan, amaçları için zorluklarından vazgeçer? Vardır birkaç kişi, onlar da amaçlarından doğan zorluklardan değil, korkularından vazgeçer. Yani insanlar, canlılar; yer yüzünde amaçları olmadan asla yaşayamaz. Nefes alırlar, ama buna da yaşamak denirse…

Ben, yaklaşık 6 yıl oluyor, gazetecilik faaliyetini öyle veya böyle sürdürüyorum. Toplumdaki her bakışa hâkim olmaya gayret gösteriyorum. Önemli olan, mağdurun sesi, ezilmişin sesi olmaktır. Yoksa gazetecilik başka bir şey değildir. Bu ülkede meslek olarak görülmeyen; ama iyi ve zevkli bir meslek olan gazetecilik, toplumda ‘terör‘ propagandası yaftalanmasıyla karşı karşıya… Gazetecilik, insanları tanımakla başlar, toplumsal faaliyet ve istekleriyle devam eder.

Ben, ailem içinde veya ailemin çevresinde pek de olumlu dönüşler almıyorum. Dediğim şu ‘mahpus, demir parmaklıklar, hapis‘ kelimeleri; sürekli onların iki dudağının arasında dönüp dolaşıyor. Haliyle ben de, sosyal medyada çekirdek ailemin yazdıklarımı görmemesi, okumaması için; onları sildim ve engelledim… Motivasyonumu düşürdükleri gibi, sürekli başımda bu tür kelimelerle beni suçluyorlar… Çocukça görünse de, mecbur kaldım.

Yazdıklarımdan hiçbir zaman utanç duymadım, çünkü benim için gerçeklerin kamuoyuna yansıması önemli. Daha anlaşılır, hızlı ve kolay… Bu mesleği seçtiysem, düşlerimde büyütüp de beslediysem; hiçbir şey çöpe gitmemeli…

Mahpus peki?

Mahpusa gelirsek… Düşersem oraya… E bu hep beklediğim bir şey. Ölmeyi beklemiyor muyuz? Toplum, covid-19’a yakalanmayacak mı? Kimisi geç yakalanacak, kimisi erken… Kimisi virüsten ölecek, kimisi başka sebeple… Ölüm var, değil mi? İşte biz gazeteciler için de, gerçekleri ve doğruluğu savunan gazeteciler için; mahpus hep vardır.

Bakınız eski yazarlara, şairlere, gazetecilere… Ölüm de var, hapislik de… Peki, nasıl anılıyorlar? Gerçekleriyle, cesur dolu kelimeleriyle… Peki, şimdiki kendini bilmez liboş gazeteciler? Onlar da yalaka takımlarıyla, yandaşlıktan gözleri para hırsıyla dönen yaşam tarzlarıyla… Siz, o gazetecilere inanır mısınız? Yalaka tayfasına güvenip de, onların verdiği haberlere inanır mısınız?

İşte ben hapisten, ölümden değil; onlar gibi olmaktan, onlar gibi düşmekten endişe duyuyorum. Lakin, öyle olmamak için, türlü işlerde para kazanmak için eziliyorum. Sırf gazetecilik değil meselemiz, gerçekleri yazarak, araştırarak savunmak… Bunlar da yaşam tarzı olunca; kopamıyor insan.

Demir parmaklıklar; belki rahatımı elimden alacak, belki sıcak yuvamdan olacağım, belki ailemden uzak kalacağım… Ben her tedbiri düşünerek adım attım bu meslek için… Ailemden uzakta yaşamaya gayret gösterdim. Sürekli farklı şehirlere kaçtım, mesleğim için… Sürekli odamda yalnız başıma yazıyor, okuyor, eleştiriyorum… Bazen üşüyorum, bazen de ısınıyorum. Yüreğimdeki meslek aşkı, yetiyor ısınmama…

Girersem o demir parmaklıklar ardına, yine yazacağım, yine eleştireceğim… Ben, bu dünyaya korkaklığım ve yalakalığımı değil; cesur ve omurgalı gazeteciliğimi bırakmak istiyorum. Ne kadar hapse atsalar da, öldürmeye çalışsalar da; ardı hep gelecek kelimelerimin. Kalemim, asla kırılmayacak. Kıranlar, acı çekecek…

Bana mahpusta sadece defterim, kalemim ve kitabım lazım olacak… Gerisi dünyanın olsun. Çünkü bunlar, benim… Ben de, onlar…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: