Genel

Yüksekova

Hafta sonu bir arkadaşımızın düğünü olduğundan, cuma gecesi yola çıktık. Çevreden arkadaşlarımızın da ve bazı bireylerin bize ilettiği şu sözler vardı:

“Aman dikkat edin. Bir tarafta PKK kontrolü var, bir tarafta polis kontrolü var. Her yerde insanlar kalaşnikofla geziyor…”gibi bir şeyler.

Van’a ilk vardığımızda, her şey gayet normaldi. Normal olan, vatandaşların kendi işleri veya yaşam biçimleri ile ilgilenmesi.

Sıra Yüksekova’da

İlerledikçe ilerledik.

Özel bir aracımızla gidiyorduk. Taa ki Yüksekova’nın girişine kadar herhangi bir kontrol noktasını görmedik. Yüksekova girişin,ne geldiğimizde, en az 10 aracın arka arkaya sıraya girdiğini gördük ve şaşırdık öncelikle. Bir kamyondan yanıcı duman çıkıyordu. Kötü bir kokuydu.

İlk aklımıza gelen, ‘galiba PKK kimlik kontrolü yapıyor,‘ idi.

Askeri üniforma giyenleri görünce, ‘jandarma bu‘ dedik. Yarım saat bekledik, ardından kimlik kontrolümüzden geçtikten sonra, yola devam ettik. Her geliş ve gidişte, o kontrolün yapıldığını söylendiler. Sürücülerin bagaj ve kimlikleri kontrol ediliyor.

Yüksekova‘da bizi karşılayanlar, kendi yöresel kıyafetlerini giymişlerdi. Malum bayramdan bir gün öncesinde telefonum bozulduğu için, fotoğraf çekemedim ve hatta düğüne gideceğimden makinemi de götürmedim.

Yüksekova‘yı şöyle bir gezip, izlenimlerimi kafama yazdım.

Her noktada bir TOMA (Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı) ve şehit olan polislerin isimleri verilmiş. Panzerler ve zırhlı araçlar, ardı ardına geçiş yapıyor. İlçe oldukça küçük; ama tahmin ettiğime göre neredeyse bir vatandaşa 4-5 polis düşüyor.

Arkadaşlar anlatıyor:

“Polisler bazen kafalarına göre şüphelendikleri de olursa, durdurup kimlik soruyorlar.”

Araçla ilçeyi gezdiğinizde çoğu detayı kaçırmış oluyorsunuz. Biz de düğün günü, sabah erken çarşıdaydık ve polisler baya rahat bir şekilde istedikleri yerde alış verişini yapıyor, simidini alıyor ve istediği kafede topluca çay içebiliyorlardı. Gittiğimiz gecede bir kafede kahve içerken, hemen yanımızdaki masada 8 polis de karşımızda oturmuş, telefonlarıyla ilgileniyor, sohbet ediyordu. Kimsenin de gelip kimlik sorduğunu ve rahatsız ettiğini görmedik. Hatta kafede gayet güler yüzlü bir karşılamayla siparişlerini veriyorlardı.

Vatandaşın hiç de elinde kalaşnikof veya çeşitli bayraklarla gezdiklerine de rastlamadık. Esnafa ise kendi işinde, kendi hayatında. Zaten öyle küçük bir ilçede ekonomiyi ayakta zor ayakta tutuyorlar. Siz oradaki insanlara gereken iş, aş, özgürlük hakkını verdiğinizde, -ki ‘özgürlük’ kelimesi bile artık terörizm etkisi yaratıyor bu ülkede- kimse size veya başkasına zarar vermez.

Gelen polisleri gizliden gizliye süzdüğümde, bir korku etkisi var. Polisler bile gelmeden önce, anlatmıştı bir arkadaşımıza:

“Ağrı’ya görev yerim çıkınca herkes demişti ki Ağrılılar, ellerinde silahlarla geziyor. Hepsi tehlikeli ve resmen sokaklarda terör estiriyorlar.”

Bu tür söylemler, haberlerdeki bazı abartılar hep havuz medyasının işi. Belli bazı güçler tarafından ülkeye gönderilen ve ajan diye tabir edilen kişiler, bir grupla ortalığı karıştırıyor. Havuz medyası ise, olanı halkın sivillerine ve bölgesine lanse ediyor. Alın size terör bölgesi.

Pazarları izin alıyorlar

Yüksekova‘daki esnaflar, pazar günlerinde iş yapabilmek için izin alıyorlarmış. Gerekli izin belgesiyle, pazar günü de iş yapabiliyorlar. Onun dışında pazarları iş yapmak yasak.

Bir ülkenin, bir bölgesinde işlenen prosedür de budur. Ne kadar enteresan değil mi?

Düğün oldukça keyifli ve yöresel olduğu kadar samimiydi. Yöresel kıyafetler, sürekli PKK kıyafeti olarak lanse edildi. ABD bu oyunlarda ustadır. Halkın kendi yöresel kıyafetleri, şalvar (lacivert, turuncu, turkuaz, siyah), açık renklerde kuşak, beyaz veya gri gömleği, üzerine de aynı şalvar renklerinde yelekleri var. Ayrıca mutlaka da kundura giyerler. E kardeşim bunun PKK ile ne ilgisi var? Ki MEKAP marka ayakkabıları da aynı şekilde PKK‘ye lanse ettiler ve ne oldu, işte o ayakkabıların satışı düştü. En sağlam ayakkabıyı, şimdi kimse kışın dahi alamıyor.

Şimdi sırada bu kıyafetler ve Ortadoğu Kürtleri’nin asıl renkleri olan sarı, kırmızı ve yeşilin de aynı şekilde lanse edilmesiyle, halkı birbirine düşürdüler.

PUŞİ

Doğu ve Güneydoğu‘da siyah ve beyaz, puşi takınca ‘terörist’ oluyorsun; Ege’de turuncu ve beyaz puşi takınca Yörük  oluyorsun. İşte tüm fark bu!

Gelelim sadece, halk ne yaptıysa, kültürünü ayaklar altına değil, kültürleriyle yaşamak istediler; ama birileri sürekli halkın nabzıyla ve yaşam biçimiyle oynadı. Şimdi bu insanlar, başka bölgelere göre sürekli ‘terörizm’ damgası yiyor.

Biz gidip, gördük. Bu halk terörist değil, olamaz. Kimsenin ne bayrakla ne de toprakla sorunu var. Herkes özgürce ve rahatça yaşamak istiyor. Belli başlı provokatöre para verip, içlerine salarak da, bu halkı aynı kefeye koymak vicdansızlık olur. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: